Son zamanlarda aslında düşünce yapımın çok fazla statik olmaya başladığını fark ettim.
Aynı şeyleri düşünüyorum.
Aynı yerlerden bakıyorum.
Geçmişi hatırlarken bile hep aynı noktalar geliyor aklıma. Aynı insanlar, aynı anlar, aynı duygular. Ama hiç başka bir açıdan bakmamışım. Sanki hafızam bile tek bir yoldan çalışıyor.
Bu biraz rahatsız edici bir fark ediş.
Çünkü düşünce sabit kaldığında canlı kalmıyor. Kendini tekrar eden bir zihin zamanla kokuşuyor. Yenilenmiyor. Eskiyor. Çağın gerisinde kalıyor ama insan bunun farkına bile varmıyor. Aynı paradigmadan bakınca her şey de aynı görünüyor zaten.
Sorun olaylarda değil.
Sorun, olaylara bakış açımızın sabit kalmasından doğuyor olabilir.
Son birkaç yıla dönüp baktığımda beni gerçekten farklı düşündüren, zihnimi yerinden oynatan şeylerin neredeyse sadece kitaplar olduğunu fark ettim. Başka bir akıl, başka bir zaman, başka bir hayat… Kitap okurken kendi düşünce konforumdan çıkmak zorunda kalıyorum. O anlarda bildiğimi sandığım şeyler çatlamaya başlıyor.
Aslında mesele yeni bilgi almak değil.
Mesele bakış açısı değiştirmek.
Aynı düşünme paradigmasıyla hem bugünü anlamaya hem geçmişi yorumlamaya çalışıyoruz. Oysa geçmişte yaşadığımız insanları, olayları, hataları, fırsatları bile bugün farklı bir zihinle yeniden görebiliriz. Ama bunun için önce zihnin kendisinin değişmesi gerekiyor.
Paradigma değişmeden perspektif değişmiyor.
Benim için bunun en güçlü yollarından biri kitap okumak. Çünkü kitap sadece anlatmaz, rahatsız eder. Yerinden oynatır. Düşünceyi dağıtır. Bazen de insanın yıllardır aynı şeyi düşünüp durduğunu yüzüne vurur.
Belki de geniş düşünmek dediğimiz şey, daha zeki olmak değil.
Sadece aynı yerden bakmayı bırakmak.
