“O” olabilmek

O?nun yerinde olabilmek.

Dünyayı nasıl algıladığını anlayabilmek, o anda neler hissediyorsa aynılarını hissetmek, aklından geçenleri kavrayabilmek?

Hayatımızda birçok kere bir başkasının ruh halinin nasıl olduğunu merak etmişizdir. Bu merakımızı ise sadece tahmin yolu ile giderebiliriz. 

Bir başkasının yerinde olma konusu hakkında çok fazla örnek geliyor aklıma bir çırpıda?

Misal; Dünya Kupası finalinde kupayı getiren golü atan futbolcunun yaşadığı heyecanı yaşayabilmek?

Ya da cephede savaşan askerin hissettiği dehşet ve hayatta kalmak için sahip olduğu o direnç ve motivasyonu kavrayabilmek.
Aynı askere bir sonraki adımında bedenine saplanan kurşunun hissettirdiği acı, korku, kızgınlık? Burnuna gelen yanık kokusu, ağzında hissettiği kan tadı. O anda aklından geçenler?

Erkek ve kadınların cinsel dürtülerini karşılıklı hissedebilmeleri. Mesela bir kadının erkek orgazmını anlayabilmesi? Ya da tam aksi, bir erkeğin kadının hissettiklerini tecrübe etmesi?

Paraşütle atlarken kişinin yaşadığı deneyimi kaçımız yaşayabiliriz kısa ömrümüzde?

Ya da bir uzay yürüyüşüne katılma ihtimalimiz ne kadar yüksek olabilir ki?

Yukarıda yer alan listede kimi tahminler yaptım farkındaysanız. Ne Dünya Kupasında gol attım ne de bir savaşta cephedeydim. Gözlemlerimin ışığında kendi tecrübelerimi harmanlayıp kelimelere dökmeye çalıştım.

Ancak gerçek hayatta bu hisleri, tecrübeleri yaşayan insanlar var.

Acaba diyorum bu kişilerin o anı tecrübe ettikleri zamanda oluşan tüm veriler toplanıp kayıt altına alınabilir mi? Ya da geçmişteki tecrübelerimiz yine bir yapı ile sınıflandırılıp toparlanabilir mi?
Tüm bu toplanan veriler dahilinde ortaya çıkan ortak duyuları başkalarının da hissedebilmesini sağlayabilir miyiz?

Aslında kurgu basit. Dünya üzerinde benzer anı yaşayan insanların o anda yaşadıkları kaydedilecek ve birleştirilecek ondan sonra bir şekilde bu yaşanmışlıklar başka insanlara aktarılacak.
Şu anda ki teknoloji ile belki bu aktarımın çok küçük bir kısmı yapılabiliyor olabilir ancak bu konuda daha gidilecek çok yol var.

Sinemalarda 3. Boyutu artık yaşayabiliyoruz.
Çalışmalar 4. Boyut için testlerin yapılmaya başladığını gösterir durumda. Artık sinemada artı bir boyut olarak ?koku? faktörü de işin içine giriyor.
Yukarıda bahsettiğim aktarımların da işin içine dahil edilmesi söz konusu olursa sanırım beşinci, altıncı boyut devreye girer gibi görünüyor.

Bu aktarım yapılabilir mi ya da yapılması ne kadar sağlıklı ve etik olur diye birçok soru işareti de aynı anda aklımda beliriyor. Ancak sanırım bu sorulara cevap vermekten daha öte bu aktarımın nasıl yapılması gerektiği üzerine kafa yormak daha faydalı olabilir.

Günün Sonu:

Gün gelecek insanlar geçmişteki örneklerinden 3-4 kat fazla yaşanmışlık ile ömürlerini tamamlayacaklar.

    Comments

    1. İlginç bir konuya temas etmişsin Ayhan. Bu konuda ben biraz farklı düşünüyorum sanırım. Durum biraz da hayat görüşümüz ile açıklanabilir esasında. Maddiyata gereğinden fazla bağlanmak, insanın maddi hırslarını da doyumsuzlaştırma gibi bir tehlike barındırıyor. O nedenle bizler bu tarafta elimizden gelenleri yapıp, bize nasip olanlarla yetinebilirsek, mutluluğun kapısı da aralanacaktır. Lakin başkalarının başarıları veya başarısızlıkları ile gereksiz yere fazla haşir neşir olursak, onların yaşadıklarını tatmak arzusuna kapılıp gidersek de bir yere kadar buna vakıf olabiliriz belki. Fakat herşeyden tatmamız da takdir edersin ki mümkün değil. Bunu hedefleyip de başaramadığımız zaman ise, mutsuz olmak da kaçınılmaz olur. Hayata dair beklentileri ne kadar küçük tutarsak, tatmin de o kadar kolay elde edilebilir bana kalırsa. Ama tabi insan düşünmeden de edemiyor, o golü ben atsaydım nasıl hissederdim acaba diye :)