Laf ola

  1. Küçük mutluluklar insanıyız biz. Küçük mutluluklarımız vardır bizim. Hiç çok mutlu olan, devasa mutlu olanımız yoktur aramızda.
    Melankolikiğizdir biz geleneksel olarak. Acılara meylimiz vardır. Bu yüzden bizi büyük acıları bir araya getirir. Millet olduğumuzu, birlik olduğumuzu, Dünya’ya bedel bir Türk olduğumuzu ancak canımız yanınca hissederiz biz. Acı sözlü şarkılarda bile dans edişimiz, alkış çalmamız, tempo tutup göbek atmamız bundandır be amca oğlu!
    Askere gideni davulla, savaşa gideni kınayla yollarız mesela.
  2. Ne ara güven sorunu yaşamaya başladık acaba?
    Sokakta arkamızdan biri yürüse kaldırım değiştirmeye ne zaman başladık mesela?
    Ne bileyim ben, komşuya anahtar bırakmaktan hangi ara korkar olduk? Evlere demir parmaklıklar taktırmak ilk kimin aklına geldi acaba?
    Gülümseyerek biri yaklaşıp birşey sorunca acaba benden ne çıkarı var diye düşünmeye ne zaman başladık?
    Televizyon bizi ne zaman kandırmaya başladıysa o zaman galiba. Hele o milenyum dönüşü ile bu TV denen zamazingo tam bir illet oldu başımıza.
    İzleme emmi oğlu izleme. Seni yalana alıştırıp seni yalancı yapıyor. Sonra herkes bir başkasını kendinden biliyor.
  3. Konya Ovası, Çukur Ova, Harran Ovası, nice nehir deltaları, Güney ve Kuzey Anadolu Dağlarında nice dağ başları… Nereye meyve çekirdeği düşse bu topraklarda orada ağaç biter, hangi sonbahar rüzgar esse o estiği yerlerde ilk baharda otlar biter bu ülkede. Tohumlar tohuuumlar!
    Bu ülkede en iyi yetişen tohum ise son zamanlarda nefret tohumları. Dikmeyin kardeşim o tohumları. Yemeyin meyvelerini o ağaçların.
    Can suyu dökmelerine izin vermeyin o tohumlara. Lanet olsun ama verimli olmasın Anadolu toprakları nefret tohumları için.
    O tohumlar büyüyünce ayırıyor işte eti tırnaktan. Halayı horondan, efeyi yörükten, ayranı rakıdan o tohumlar ayırıyor. Sulamayın o nefreti.
  4. Ölüyor Allahım ölüyor. Gittiği düğünde geline bakarak iç geçiren 4 yaşında kızcağız cigeri yanarak, kafası kolu koparak ölüyor. Tam bir olacaz diyoruz, tam ufukta görünüyor iki voltluk ampul kadar cılız bir ışık aha gene patlatıyor namussuzlar bombayı. İzin verme ümidinin sönmesine. O elektrik kesilirse sen çıra yak. O ışık sönmesin. Kapılma o vicdan yoksunu namussuzların yaymak istediği korku bulutuna. Yağ, es, gürle, şimşekler gibi çak ama söndürme içindeki ışığı.
  5. Düşün be kardeşim, araştır, oku be amcam oğlu. Sev biraz, önce kendini sev. Valla sevmiyorsun kendini, kendini sevmediğin için sokakta gördüğün mahsun köpeği tekmeliyorsun. Kendini sevmediğin için trafikte küfredip üstüme üstüme sürüyorsun o yandan çarklı arabanı. Kendini biraz sevsen, eşini çocuğunu da seveceksin. Beni değil, onu değil, bunu, şunu değil kendini sev biraz. Sonra zaten diğerlerine tahammül edebilir olacaksın. Aynada kendine bakınca kendine gülümse biraz. Bir de gece yatağa girince, yastığa başını koyunca, gözlerini kapatınca yalandan bile olsa gülümse. Çok daha güzel uyuyacaksın. Şerefsizim işe yarayacak. Yaramazsa rüyanda döv beni deşarj ol. Ben razıyım sopa yemeye.
    Laf ola beri gele benimki.
    read more

    Olacak Evelallah!

    Yedi – Sekiz yaşındayım. Rahmetlik halamın evinde yer sofrasında yemek yerken Schaub Lorenz marka TV’de izliyorum maçı.

    Dönemin komikleri nokta ile virgül gibi olan iki basketbolcunun adını ardı ardına söylüyor spiker. Ne enteresan diyor çocuk aklım, Aliço diye isim mi olurmuş?
    Hadi oldu, böyle kısa boylu hafif göbekli adam nasıl olurda bu kadar uzun arasından o kadar fazla üçlük gönderir diyorum.

    Bir de Hüsnü var. Hem babamın hem de o yaşıma kadar gördüğüm belki de en uzun insanın yani kuzenimin adaşı, Hüsnü.

    E zaten armaya aşk doğuştan geliyor. Fenerbahçe basketbol takımına ise bağlılık Aliço ve Hüsnü ile başlıyor.

    Gel gelelim bir Efes Pilsen var o dönemlerde ligi silip süpürüyor Avrupa’da göğsümüzü kabartıyor. Maçlarda deliler gibi destekliyoruz ama içimde bir ukteyi taşıyorum.
    Sanki Efes’i desteklerken Fenerbahçeme ihanet ediyormuşum gibi geliyor.

    Sonra zamanla devreye Kutluay, Erdenay, Topsakal, Dallas, Turner, Tabak, Mc Rea, Abdoulrauf’lar giriyor. Ülker ile birleşiyoruz. Mirsad’lar, Ömer’ler vs ama olmuyor olmuyor.

    Kutluay gidip elin Yunan takımını Avrupa şampiyonu yapıyor ve onu da kıskanıyorum.

    lasek Ta ki, o koca adam gelene kadar. Kazanmayı değil savaşmayı öğreten adam gelene kadar!

    Bugüne kadar bir spor takımında gördüğüm en hakiki yüreği ortaya koyan takımı yaratana kadar!

    Final four finalinin son çeyreğine 18 sayı geride girip son beş dakikası 7-8 yaşından beri bugünü bekleyen beni  önce heyecandan, sonra bu takımın cesaretini, ruhunu, inancını görmekten dolayı sevinçten hüngür hüngür ağlatana kadar.

    Dün gece ilk defa bir maçı kaybettikten sonra huzurlu uyudum.

    Tüm oyuncuların ve koçların hepsinin emeklerine hürmeten ellerinden öperim.

    Hiiiç galiptir bu yolda malup diyerek kaybeden psikolojisine girmeyeceğim.

    Kupa yoksa eksiğiz.

    Geçen sene 4, bu sene 2! Seneye ise Kupa olacak.

    Olacak evelallah!

      read more

      Kalk gidelim

      Kalk gidelim cido,

      Böyle izbe, yalnız, garip, unutulmuş, kayalık bir deniz kenarına gidelim.

      O kayalıklar korusun bizi dünyanın hengamesinden.
      Güneş de batıversin uzaktan, bizi hain karanlığın içine bırakan.

      Çıkaralım siyah poşetin içinden ılınmış arak şişesini.
      Bi ben içem bi sen içesin.

      Konuşmaya pek hacet yok senleyken, biliyorsun.
      O bed sesimle başlayayım ben söylemeye.

      Bir ay doğar ilk akşamdan geceden…

      Ben söylerken ağlayayım, sen dinlerken!

        read more

        Ben de çizdirdim!!!

        Gözlük veya lens kullanıyorsanız sizlerin de çok uzun zamandır zihninizin bir köşesinde lazer ameliyatı olma fikri pusuda yatıyordur.

        Çok sefer internette siz de araştırmışsınızdır, blog yazıları okuyup youtubeda videolar izlemişsinizdir.
        (Not: Eğer lazer ameliyatı hakkında hiç video izlemediyseniz sakın ha sakın izlemeyin!!)

        İnce eleyip sık dokumakta fayda var elbette. Hem hastane hem doktor hem ekipman çok önemli.

        Ama ben hiiiiç araştırmadım, aklıma gelen ilk hastaneyi aradım ve randevu aldım ertesi gün gittim hastaneye. Gözlerimin lazere uygun olup olmadığını incelediler. Uygundu. Doktorum da inceledikten sonra senin gözlerine LASEK uygun dedi.lasek

        Hastanenin (Dünya Göz – Altunizade) lazer planlama ekibi ile konuşurken operasyon fiyatının beklediğimin yarısı olduğunu duyunca; “Ne zaman ameliyat olmak istersiniz?” sorusuna “Hemen” dedim.

        O gün müsaitlik olmayınca ertesi güne ameliyatı planladık.

        Hem hekimin hem de diğer hastane çalışanlarının yorumlarına güvenerek aileden kimseye haber verme gereği duymadım.

        Siz siz olun sakın ha sakın refakatçisiz LASEK ameliyatına girmeyin. Ameliyat esnasında herşey çok basit ve ordu disiplini ile yapılıyor. Gözünüzde anestezi olması sebebiyle de hiiç rahatsızlık duymuyorsunuz.

        Zaten ne oluyorsa ameliyat sonrası oluyor :)

        1. Ameliyat günü (1. gün)

        Ameliyat saatinden yarim saat önce hastanedeydim. Prosedür gereği olan dökümanları doldurup ödemeyi yaptım.
        Operasyon esnasında sakin kalabilmem için XANAX verdiler, ki gerçekten çok işe yaradı.

        Sıram gelince (Zaten bir hasta girip bir hasta çıkıyordu ameliyathaneden) normal kıyafetlerim üzerine ameliyat önlüğü giydirilip kafama bone taktılar.
        Gözlerime damlatılan damlalardan sonra operasyon odasına girdim. İçerde sanırım 5-6 kişi vardı.

        Ameliyat masasına uzandım ve her iki göze yapılan işlemler toplamda 8-9 dakika sürdü. Sonrasına kalktım ve operasyon odası dışında doktor bey son kontrolleri yaptı. Herşey yolunda olunca yürüye yürüye çıktım hastaneden.

        Tam saat 13’te güneşli bir günde sokaktaydım. Neyse ki yanımda güneş gözlüğü vardı. Etrafı o esnada bile çok iyi görmeye başlamıştım.
        Bir taksi çevirdim ve eve doğru yollandım. Taksi de post operasyon komplikasyonları başladı. Işık çok rahatsız ediyordu ve gözlerimin içine bir avuç kum atılmış gibi batma başlamıştı.

        Evde kimse ve yiyecek bişey olmadığı için gözüm daha fazla zorlamadan telefonla yemek siparişi verdim. (Pizza gözler kapalı yenebilen kolay bir yemekmiş :) )
        Eve vardığımda (30 dk sonra) ışık duyarlılığı artık çok rahatsız eder olmuştu. Baktım olacak gibi değil aileme haber verdim.

        Gözlerimi açmak na mümkün olduğu için tüm zamanımı kapalı gözlerle geçirdim. El yordamıyla uyku maskesini aradım ama bulamadım ne yazık ki. (Siz siz olun operasyon öncesi bir tane edinin)
        Gözler çok fazla sulanıyor ve her geçen dakika şişiyordu. En son bir kravat alıp kafama kör ebe oynarken sardığımız gibi sarıp üzerine güneş gözlüğü taktım ve bir nebze rahatladım.

        Akşam uyanıp tuvalet aynasında yüzümü görünce “Bu ne leaaaannnn!!!” diye hönkürdüm. Gözün şişmesinin önüne geçmek için soğuk pres yapmaya yeltendim ama sonrasında bilinçsiz bir iş yapmamak adına vaz geçtim. Lakin bu fikir mantıklı ve uygulanabilirmiş, zira doktor ertesi günkü kontrolde keşke yapsaydın demişti.

        2. Ameliyat ertesi doktor kontrolü (2.gün)

        Doktor bey hızlıca kontrolünü yaptı ve ızdırabımın normal olduğunu, alkol bazlı bir likit kullandıkları için bu yanma ve batmanın ameliyat sonrası 48. saatte normale döneceğini söyledi. Bu arada LASEK operasyonlarında operasyon sonrası gözünüze ilaçlı koruyucu bir lens takıyorlar. O lensler de yerli yerlerinde ve iyi duruyorlardı.

        Gün boyu çok zorlanarak eve dönüp hemen en karanlık yerde gözlerim kapalı uyumaya devam ettim. Soğuk pres acıların alınmasına da şişlerin gerilemesine de yardım etti doğrusu. Tavsiye edilir.

        3. 3. gün

        Komplikasyonlar yavaş yavaş geri gidiyor ama yine de ızdırap devam ediyordu. Dolayısıyla ameliyat sonrası sosyal hayata dönüş, hemen ofise gitme falan mümkün değildi.

        4. İkinci kontrol (4. gün)

        Bu kontrolde doktor bey lensleri çıkardı ve rahatladım. Zaten gözlerim lenslere tolere edemez olmuştu yıllar önce ve bu lensleri de sevmemişlerdi. Lensler çıkınca çok rahatladım. Görüşüm ise ne yazık ki pek iyi değildi.

        5. Devam eden günler (+5 gün)

        Işığa duyarlılık her geçen gün azalmaya devam etti. Ama 2 hafta geçmiş olmasına rağmen hala duyarlılık devam ediyor. Görüş ise her geçen gün daha düzeliyor. Operasyon sonrası 6-7. günde görüşünüz düzelmeye başlayınca yüzünüz de gülüyor. Ancak görüş henüz stabil değil, resmen göz ve beyin kalibrasyon yapıyor. Sanki anteni ayarlarken böyle görüntü bi netleşir bi karıncalanır ama sonunda en net hali bulursunuz ya ha işte öyle oluyor.

        Daha tam randıman alabilmiş olmasam da şu haliyle bile gözlüksüz hayatın keyfini çok severek çıkarıyorum. Ameliytatın ertesi günü içimde doğan; Allahım bu kadar acıya değer miydi sorusuna şu gün sonuna kadar değer diyorum.

        Elbette zaman içerisinde yeniden göz derecem değişebilir (bu risk var) ama o güne kadar gözsüzlüğün ben keyfini çıkarmaya devam edeceğim.

        İnce eleyin sık dokuyun, iyi bir hastane seçin ve düşünmeden ameliyat olun derim. Ancak elbette bu bir operasyon ve riskleri var. Cesur olmanın avantajlı olacağı bir durum.

         

          read more

          Beni Unutma!

          Sene 1990!

          Ilkokula yeni baslamisim. 6-7 yasindayim.

          934d59894d199a3b8a5b56f30e84cbf4Babamin cok cok cok sevdigi, gozu gibi baktigi, inanilmaz severek kullandigi (benimde omrumde ilk defa direksiyonuna oturdugum araba) yesil renkli bir Ford Concul arabasi var.

          73 Model ama kiz gibi. Uzun yolda 1-1,5 saat gittikten sonra perfromansinin arttigina inandigi, hizlandikca yola adeta yapistigini iddia ettigi ve caiz tabirle ask yasadigi bir araba.

          O sene icinde Gaziantep`e giderek son model bir arac teybi taktirdigi guzelim arabanin icinde bolgeyi kasip kavuran sicak hava etkisi altinda okullarin kapanmasi ile yaz tatili icin Urfa`dan Mersin`e gidiyoruz.

          Urfa – Nizip – Antep – Bahce – Gavur Dagi – Ceyhan – Adana – Mersin – Cennet Cehennem ve sonunda Ertur`a varacagiz.

          O seyahatin verdigi keyif ile tum aile buyuk bir hevesle yoldayiz.

          Defalarca gecirdigimiz ve gecirecegimiz bu seyahatlerden akillarda bugun gibi kalan en onemli ayrinti ise bir ses, bir enstruman, bir sarki, bir kaset ve bir ses sanatcisi.

          95894936_tn30_0Hala kaset gozumun onunde; siyah renkli bir kaset, uzerinde ud resmi var. Calan sarki; Beni unutma!

          O gun bugundur UD calamiyor olmak icimde bir ukte.

          Coskun Sabahi canli dinlememis olmak ise bugun itibari ile benim ayibim.

          Beni unutma!
          Sensiz birakma!
          Gel and icelim yillara!
          Yillara!

            read more

            2015 – Yine Yeni Yeniden.

            2015’i Dubai’de balayımızı yaparken karşılamıştık. Her yeni yıl gibi birçok yenilik ve bilinmezlikler barındırdığını biliyordum açıkçası. Ancak 2015’in, 31 yıllık yaşantımda hayatımı bu kadar derinden etkileyen önemli yıllardan biri olacağını ise yaşamadan tahmin edemezdim doğrusu.

            Yeniden ülke değiştirmek, yeniden iş değiştirmek, yeniden ev kurmak, yeniden düzene alışmak, yeniden araba almak, yine yeni yeniden bir yıl 2015.

            2014 yılı için bir karne yazmamıştım ve açıkçası bu kendi karneme eksi olarak yazıldı. Bu sebeple 2015’i  es geçmek istemedim.

            2015’i nasıl bilirdin diye sorarsanız eğer kesinlikle şu iki kelime gelir: Yeni ve Bilinmezlik.

            2015’in ilk gününü sevgili karım ve canım kuzenimle Dubai sahillerinde yüzerek geçirmiş ve devam eden süreçte havaalanında 12 saat rötar yedikten sonra karlar altındaki Minsk’e dönebilmiştik.
            Dubai’de başlayan ve Minsk’e dönünce tamamlanan süreç sonucunda tam 8 sene çalıştığım eski şirketim Turkcell’e yolları ayırmış ve yeni hayatımızı düzene sokmak üzere Türkiye’ye temelli dönmeye karar vermiştik.

            Ocak ayı genellikle Şubat ayında yapacağımız büyük seyahate hazırlanmakla geçti. Dile kolay tek kişi gelip 3 kişi dönüyordum Belarustan. Özellikle Pera’nın evraklarının ve diğer detaylarının hazırlanması baya meşakatli oldu.

            Şubat ayında Minske veda turlarını atarken bir yandan da Türkiye ile flört halinde eski aşkı tazeliyordum. Hem ev hem de iş konularını halletmek için İstanbul’a gelip gerekli işleri hallettim.

            Velhasıl, gün oldu devran döndü ve biz Birlik ailesi olarak 21 Şubatta Minskten İstanbul’a göç ettik. En çok yıprananımız ise Pera oldu bu seyahatte.

            Elbette ilk başta sevdiklerimizin yanında sığınmacı olarak yerleştik ama sonrasında hummalı bir ev-iş-araba sorunlarını çözmekle uğraştık. Hepsini de en hızlı şekilde Mart ayı sonu ile halledip önce Kırmızı arabamızı alıp sonrasında da 8 Nisan’da yeni bir kariyer adımı olarak TeliaSonera’da çalışmaya başladım.

            Mart ayının bir önemi ise Natinin ilk Fenerbahçe maçında bir GS galibiyeti almış olmasıydı. :)

            Nisan ayı ise yeni ofise, yeni iş arkadaşlarına, yeni işe alışmakla geçti. Yeni işin vaad ettiği en önemli noktalardan biri de yeni yeni ülkeler görecek olmamdı ki bu durum beni çok mutlu ediyordu.

            Akranlarımızın evlilik çağına girmesiyle birlikte evlilik açısından en bereketli yıl 2015 oldu. Açılışı canım arkadaşım Barış’ın düğünü ile Mayıs ayı başında Ankara’da yaptık.

            Mayıs ayı içerisinde bu seneki ilk iş seyahatlerimi de Gürcistan ve Moldova’ya gerçekleştirdim.

            Haziran açılışını ise Kazakistanın başketi olan Almatiye giderek yaparken Haziranın ortalarında canım yegenim artık büyük adımlar atmak üzere ortaokuldan mezun oluyordu.

            Hemen ardından çoook önceden planladığımız tatilimiz için Belarustan sevdiğimiz kimseler bize İstanbulda katıldılar ve İstanbulda birkaç gün geçirdikten sonra Antalyaya gidip idare eder bir tatil geçirdik. Tatili geçirirken ise talihsiz bir şekilde anne baba olma hayallerimizi biraz daha ötelemek zorunda kaldığımızı öğrendik.

            Temmuz’da ise abim ve yegenimle birlikte hayatlarımızda ilk defa kamp yapmaya gittik. Kabul edelim İnönü yaylasındaki ilk tecrübemiz çok iyi sayılmazdı ama bu daha başlangıçtı.

            Yapılan trasnferler sonrası çok gaza gelip yıllar sonra gidip kombinemi aldım ve yeniden mabedin yolunu tutmaya hazırdım. Temmuz mabede döndüğüm aydır.

            Temmuz ayı hayatımda yaptığım en organize ve büyük sürprizi yapmak üzere bayram tatilini kullanarak Belarus’a yaptığım ziyarete de ev sahipliği yapmıştı.

            Ağustos ayı ise hem bizde hem de Dünyada çok sıcak geçiyordu ve biz de daha sıcağı görmek üzere Özbekistana gittik Fırat ve Erdinçle. Çok çok güzel bir şehirmiş Taşkent.

            Ağustos ayı sonunda ise eşimin ısrarla istediği Tarkan konserini dinlemek üzere Harbiye açık havadaydık.

            Eylül ayı ise tam bir curcuna ayıydı. Düğün düğün düğün düğün! Ferit, Berk (2X) ve Koçak’ın düğünleri için Urfa, İstanbul, Ordu, Adana, Osmaniye gezerek 4 haftada 4 düğüne katıldık!  Sadece düğünler için bile ekstradan bir yazı yazılır :)

            Eylül ve Ekim ayları şirketimizde olan bitenin artık ayyuka çıkması ve kariyer planları açısından yeni arayışlara girmemize sebebiyet veren gelişmelere sahne oldu.

            Kasım ayı ise ülkemiz ve bölgemiz açısından çok karışık zamanları gördüğümüz bir ay oldu. Yıl sonu yaklaşırken artık İstanbul yaşamına alışmış ve geleceği daha sık düşünüyorduk. Kasım ayının güzel kısmı ise yine Belaruslu dostlarımızın ziyaretimize gelmeleriydi.

            Ama en önemli Kasım ayı olayı ise yine ani bir kararla gitmeye karar verdiğimiz Macaristanın başkentine Budapeşteye gitmemizdi. Çok güzel bir şehire çok kısa bir seyahat düzenledik. Sanırım tekrar gideriz en kısa zamanda.

            Yılın soy ayında ise en önemli anı yıllardır istediğim bir şehri görmek oldu. Göl Hezerin kenarına Baküye gittim ve orada eski dostları görürken faydalı bir iş seyahati geçirdim. Çok iyi de oldu doğrusu.

            Yılın son haftasını hastalıklarla uğraşarak geçirdik. Yıkmasa da salladı açıkçası son hafta ama ne derler; öldürmeyen acı kuvvetlendirir.

            Sonuç itibariyle içinde normal bir insanın yıllar içerisinde yaşayacağı birçok tecrübeyi bulunduran dolu dolu ama gerçekten zor bir yıl oldu 2015.

            Seni hiç unutmayacağım 2015 :)

            Notun: 7/10

              read more

              Dogal (gaz)

              Dogalgaz!!!

              Mevzu sadece havalar soguyunca iki kazak giyip yatarken ustumuze bir fazla bataniye almak degil ne yazik ki.

              Elektrik olmayinca, fabrikalarin calismamasi, iscilerin ev kiralarini odeyememesi, calisanlarin kredi-banka borclarini odeyememesi, bankalarin zor durumda kalmasi, vergilerin odenememesi vs. vs..

              • Elektrigimizin %29,4`u dogalgazdan uretiliyor.
                (Kaynak TEIAS – 2015)
              • Turkiyede tukettigimiz dogal gazin %48`ini elektrik uretmek icin harciyoruz.
                (Kaynak: enerji.gov.tr 2013)
              •  Turkiye dogal gaz ihtiyacini %98 oraninda ithalat yaparak karsiliyor.
                (Kaynak: EPDK – 2014)
              • Turkiye dogal haz ithalatinin %54,76`sini Rusya Federasyonundan yapiyor.
                (Kaynak: EPDK – 2014)

              Mevzu sadece ordu gucu degil! Dogal kaynaklar, ekonomik iliskiler kursun sikmadan bir diger ulkeyi kole yapmaya yetecek seviyede.

                read more

                Istanbul Trafiğini Özelleştirmek

                Biz İstanbulluar olarak katilimize aşığız.
                Tecavüz edilen olarak mütecavizimize arada bir direnir gibi yapsakta baya baya zevk alıyoruz artık.

                Bildiğin cam tavan sendromu yaşıyoruz.

                Cam fanusun içinden 4 yıl kadar kaçıp sonra tıpış tıpış dönen biri olarak trafik konusunda çok dertliyim.

                Bizi yavaş yavaş öldürüyor bu İstanbul trafiği.
                Zaten uykuda ve işte geçen zamanı çıkınca kalıyor geriye 7-8 saat.
                Bu 7-8 saatin ortalama her gün 3`ünü trafikte verimsiz verimsiz geçirdiğini düşün.
                Hayatının %25-30’unu İstanbul trafiği çalıyor zaten elinden.

                Az yaşıyoruz!

                İstanbul trafiğine kesin bir çözüm yok, zaten şehri yönetenlerin de çözmek gibi bir derdi olduğunu pek düşünmüyorum.

                Lakin bana kalırsa birkaç noktada radikal çözümlerle ciddi anlamda rahatlatılabilir.

                Öncelikle, bizim insanımız trafikte canavarlaşıyor ve sadece kendini akıllı sanıp başkasının hakkını gasp ederken keyif alıyor. Bu canavarın tek korktuğu şey ise para kaybetmek, ceza yemek!

                Trafiğe her noktaya polis dikebilsek ne ala! Ama, ne mumkun?
                Zaten İstanbuldaki trafik polisi sayısı çok az.
                Hatta yanlış bilmiyorsam Ankaradan daha az.
                E malum Ankarada her dakika birileri (!) geçtiği için yolları organize etmek lazım.

                Madem yetişemiyor polis gücü e o halde özelleştirelim trafik kontrollerini.

                Özellikle şehrin önemli noktaları ve çevre yollarının bağlantı ve katılım noktalarına yerleştirilecek veya hali hazırda yerleştirilmiş kameraları özelleştirelim.
                Ev hanımlarına, işsiz üniversite mezunlarına, emeklilere kısaca vakti bol olan ve gelire ihtiyacı olan kimselere emanet edelim bu kameraları.
                Hakkıyla, layıkıyla, kanuna, kurala uygun şekilde kestikleri tüm cezalardan %10 komisyon alsınlar.

                Avına odaklanmış atmaca gibi (İsmini de koydum yeni ekibin: “Atmacalar“) evlerinde ekran başında kural hatası yapan araçları tespit etsinler ve cezai işlem sürecini başlatsınlar. Günümüz teknolojisi ile çok çok çok basit bir altyapı ile hem trafikteki kontrol eden göz sayısını bir anda onlarca defa arttırır hem de istihdam yaratırsınız.

                Yapılacak alt yapı yatırımını da hayli hayli çok kısa bir sürede çıkarır bu sistem.

                İlk olarak şu ihlallerin çok olduğu noktalara koyarsın kamerayı:

                sari kutu1. Dört yol ağzında kendine ışık yansa dahi ilerleyemeyeceğini biliyorsa şoför diğer güzergahın önünü kapatmayacak.
                Sarı kutu içinde kimse bekleyemez!

                 

                 

                 

                mir_1315_mini

                2. Göbeklerde geçiş üstünlüğü göbeğin içindeki araçtadır.
                Yol hakkını ihlal eden ceza alır.

                 

                 

                 

                Görüntü 23. Otoban çıkışlarında şerit ihlali yapıp çıkış yoluna sırasını beklemeden en sondan kaynak yapan şöför ceza alır!

                 

                 

                 

                55ea6639f018fbb8f87d63634.Emniyet şeridini haksız kullanan ve herkesi enayi kendini çok zeki zannedip mavi kırmızı çakar takan herkes ceza alır! 

                 

                 

                Bu maddeler birinci planda hem şehir içinde hem de çevre yollarında birçok noktada başlangıç olarak hayata geçirilirse ve özelleştirilmiş ekiplerce sivil halk tarafından kontrol edilirse eminim trafikte hissedilir şekilde bir rahatlama olur.

                Yukardaki birinci maddenin ne kadar önemli olduğunu görmek isterseniz bir gün Dolmabahçe Sarayının girişinde saat 18 gibi durup akmayan trafiği izleyin ne demek istediğimi anlarsınız.

                 

                  read more

                  Memleket

                  Her zaman demisimdir, Baris Manco modern cag ozanidir diye. Bilge bir ozan.

                  Cok sarkisi vardir yediden yetmise hayat dersi veren.

                  Kendime en yakin buldugum, onemsedigim ve benimsedigim sarki sozleri sunlardir:

                  Hemserim memleket nire?
                  Bu dunya benim memleket.

                  Hayir anlamadin!

                  Hemserim asil memleket nire?
                  Dedim ya yahu; bu dunya benim memleket!

                  Asagidaki videoda hayatinin parcalarini Nijerya, Gana, Ingiltere ve Amerikadan toplayan konusmaci da ozunde benzer seyler soyluyor.

                  Ben de birkac ay once, duygusallasip su sekilde yazmistim:

                  Ne dogdugun ne doydugun sehirdir memleketin! Memleket dediğin mutlu, keyifli oldugun yerdir!

                  Sabahin besinde sokaklarinda serin sabah ruzgarlari ile yururken önce keyiften sonra birkac gun icinde ayrilacagini bilmenin verdigi huzunden dolayi agladigin sehirdir!

                  Memleket dediginin sokaklarini ezbere bilip aylar, yillar sonra gelsen bile sanki daha dun oradaymissinca sana kucak acan seni evinde hissettirendir.

                  Memleket dediğin sana huzur veren yerdir, huzur!!!

                  O yuzden birakiverin pasaportunuzun hangi ulkeden oldugunu, kafa kagidinizda yazan dogum yerini, irkiniz, etnik kimliginizi.

                  Bu dunya bizim memleketimiz.

                  Izleyin, dinleyin sesindeki huzuru.

                    read more

                    Aşk olsun!

                    Bilmiyorum ben mi çok karamsarlaştım bu günlerde yoksa bugünler gerçekten mi bu kadar can sıkıcı ?

                    Olmuyor, aşk ile bakamıyorum geleceğe!

                    İnsanların tahammülü yok birbirine, herkes birbirinden nefret ediyor ve korkuyor.

                    Biri bir diğerini aldatmayı, kandırmayı, aşağılamayı meziyet görüyor.

                    Rakı içiyor diye namaza gidiyor diye şu partiye oy veriyor o armayı seviyor diye insanlar birbirlerini düşman olarak görüyorlar.
                    Mutsuz, umutsuz, amaçsız, duygusuz, gülümsemez et yığınları haline dönmüşüz!

                    Aşk olsun hepimize! Bugünümüzü dünden daha kötü, yarınımızı bugünden daha karanlık yapan hepimize aşk olsun!

                    Sokakta, asansörde, çarşı, pazar, iş yeri, tribünde birbirimize gülümsemeyi bırak çatık kaşlarla bakan her birimize aşk olsun!

                    Aşk olsun, ötekileştirene de ötekileşene de!

                    Aşk olsun ümit tacirliği yapana da ümidini kaybedene de.

                    Ama en çok da enseyi karartıp dünyayı güzelleştirmeye kendi gülümsememizle başlamamız gerektiğini unutan sana, bana aşk olsun!

                    Sen gül ki her yerde AŞK olsun:)

                    #ASKolsun

                      read more
                      1 2 3 4 5 31