Category : Seyyah

Gezip gordugum yerler

Bu yazı kendi kayıtlarım için tuttugum bir listeyi içermektedir:

Mümkün olduğunda kronolojik olmaya özen göstererek aşağıdaki liste bugüne kadar ziyaret ettiğim ülke ve şehirleri göstermektedir.

  1. Belarus – Minsk, Brest, Grodno, Borisov
  2. Ukrayna – Kiev
  3. İspanya – Barselona
  4. Hollanda – Amsterdam
  5. Belçika – Brüksel
  6. Rusya – Moskova – St. Petersburg
  7. İngiltere – Londra
  8. UAE – Dubai, Abu Dhabi
  9. ABD – New York, Miami
  10. Moldova – Kishinev
  11. Uzbekistan – Taşkent
  12. Kazakhistan – Almaty
  13. Azerbaycan – Baku
  14. Gurcistan  – Tiflis
  15. Macaristan – Budapest
  16. Bulgaristan – Sofya-Plovdiv-Razgrad-Varna
  17. Fransa – Paris
  18. Hırvatistan – Zagreb
  19. Ukrayna – Lviv
read more

Zagreb’teki güneş sistemi

Temmuz 2017’de Zagreb’i ziyaret ettiğimde oradaki iş arkadaşlarım bana ufak bir şehir turu yaptırdılar ve şehre gizlenmiş bilimsel bir sanat projesinden bahsettiler.

İlk başta bir kolonun üzerine monte edilmiş küçük bir nokta olan Merkür’ü görünce pek anlam verememiştim ama turun geri kalanında 2 metre çapında bronzdan yapılma Güneş’i görünce projenin ana fikri kafama dank etti.

1971 yılında Dünyaya inmiş Güneş olarak şehre yerleştirilen bu bronz küre 2004 yılına kadar şehir içinde birkaç kere yer değilştirmiş. Sonrasında 2004 yılında şu anda bulunduğu yere getirilen bu güneşin etrafınaşehrin farklı noktalarına denk gelecek şekilde güneş sistemini temsilen 9 gezegen serpiştirilmiş .

Lakin bu serpiştirilme yapılırken gezegenlerin güneşe olan orjinal uzaklıkları ve büyüklük oranlarına birebir sadık kalınmış. Şehri gezmek isteyen yerel ve yabancı turistler için ise bu gezegenleri şehir içinde keşfetmek bir tür macera haline gelmiş.

Elbette işin kolayına kaçıp wikipediadan veya projenin kendi sitesinden gezegenlerin ve güneşin lokasyonlarına ulaşmak elinizde. Açıkçası turizm, sanat ve bilimi birleştiren bu projeye ben hayran oldum doğrusu. Tüm gezegenleri keşfetme şansım olmadı elbette ama bir daha ziyaret edersem bu konuya biraz zaman ayırmayı kafaya koydum.

Şehir turumuza devam ederken keşke benzer zeka ürünü eserler bizim şehirlerimizde de olsa diye içimden geçti.

 

This slideshow requires JavaScript.

 

read more

Seyahat etmek mi skor yapmak mı?

Seyahat etmeyi, yeni yerler görmeyi çok seviyorum. Seyahat konusunda mümkün olduğunca fırsat yaratmaya çalışıyorum.

Ancak çevremde son zamanlarda gözlemlediğim bir durum var. Bizim insanımız diye genelleme yapmayı sevmesem de üzülerek gözlemliyorum ki durumumuz birazdan açıklayacağım şekilde. İnsanlarımız bir başka ülkeyi ziyaret ettiklerinde o şehir bu şehir gezip şehirleri, kültürleri tam anlamıyla inceleme şansı bulmadan sırf daha fazla yer gördüm diyebilmek için dolanıp duruyorlar. Bunda elbette çalışma hayatlarımızdaki kısa süreli izin alma alışkanlığının da bir etkisi var. Zira adamın 7 gün izni var gidişi geliş sürelerini çıkart kaldı 5 gün. 5 günde 3 şehir gezdim diyor. Hayır üstad sen 3 şehir gezmedin 3 farklı şehri resimleri çekerken telefon ekranından izledin sadece. (Telefon ekranı konusu da ayrı bir yazı konusu.)

Diğer ülkelerde ise en az 2 haftayı tek parça halinde izin alabiliyor insanlar. Hal böyle olunca misal İspanya’ya gidip, Barselona, Madrid, Endülüs’ü 10-12 günde doya doya gezebiliyor insanlar.

Madem bizim 12 günümüz yok 5 günümüz var. O halde skor yapmak yerine az şehir gezip acele etmeden, yollarda kıymetli zamanlarımızı harcamadan sindire sindire gezmemiz lazım.

Bence yabancı bir şehri gezerken şunlara özen göstermek o şehri ve kültürünü daha yakından tanımanıza yardımcı olacaktır kanaatindeyim:

  1. Yerel halkla tanışıp iletişim kurmayı deneyin.
  2. Toplu taşımayı kullanıp insanları gözlemleyin.
  3. Turistik yerlerde değil ara sokaklardaki kafelerde restoranlarda yemek yiyin, kahve için.
  4. Ziyaret öncesinde Couchsurfing gibi siteleri kullanarak size yoldaşlık yapacak gonüllülerle irtibata geçin.
  5. Yürüyün! Bir şehir en güzel yürüyerek keşfedilir.
  6. Gittiğiniz ülkenin ana dilinden 10-15 klimeyi öğrenin. Hayatınızı kolaylaştırır.

Sonuç olarak  “When in Rome do as Romans do”* mottosunu akıldan çıkartmadan ziyaret ettiğiniz ülkedeki yerel halk gibi zaman geçirmek entellektüel gelişim için çok daha verimli olacaktır.

Gezin, tozun, dünyayı tecrübe edin!

*Romadayken Romalılar gibi davran.

 

read more

Urfayi ziyaret etmek icin 63 sebep

Peygamberler şehri, ŞANLI şehir Urfamızı ziyaret etmek için 63 sebep:

  1. 3 dinin kutsal saydığı İbrahim Peygamber’in doğum yeridir.
  2. Balıklıgöl’ün simgesi olduğu şehirdir.
  3. Dünyanın en eski tapınağı Göbekli Tepe Urfadadır.
  4. Amazonları dahi resmeden dünyanın en büyük mozaiklerine ev sahipliği yapar.
  5. Çiğ köftenin doğduğu yerdir.
  6. Sıra gecelerinin anavatanıdır.
  7. Dünyanın ilk üniversitesi olduğu iddia edilen Harran Üniversitesi Urfadadır.
  8. Urfa, Medeniyetin doğduğu Mezapotamyada yer almaktadır.
  9. Türkiye tarihinin en büyük yatırımlarından bir olan Atatürk Barajına ev sahipliği yapar.
  10. Kazancı Bedih, Seyfettin Sucu, Abdullah Uyanık, İbrahim Tatlıses gibi değerlerin doğum yeridir.
  11. Kurtuluş savaşında gösterdiği kahramanlıklar sonucunda ŞANLI bir şehirdir.
  12. Mustafa Kemal Atatürk adına ilk dikilen anıt Şanlıurfadadır. (1917)
  13. Şıllık tatlısını sadece Urfada yiyebilirsiniz.
  14. İsot, isot reçeli (biber salçası) Urfanın lezzetleridir.
  15. Harran’ın konik evleri dünyaca meşhurdur.
  16. Tarihi İpek yolu üzerinde konumlanmıştır.
  17. İpek yolu üzerinde olması sebebiyle birçok Hana ev sahipliği yapmaktadır.
  18. Urfanın etrafında dumanlı dağlar gerçekten vardır.
  19. Güzel yüzlü ceylanları Ceylanpınarı ilçesinde görebilirsiniz.
  20. Birecikte nesli tükenmekte olan olan Kelaynakları görebilirsiniz.
  21. Halfetide dünyada tek olan Siyah Gülleri görebilirsiniz.
  22. Boranıyı, lıklıkı köfteyi, ağzı açığı, tepsi kebabını, çömleği sadece Urfada yiyebilirsiniz.
  23. Hazreti Eyübün sabır ettiği mağarayı ziyaret edebilirsiniz.
  24. Yazın sıcaktan kışın soğuktan koruyan Urfa taşından yapılmış güzel tarihi evleri konakları görebilirsiniz.
  25. Hz. Yakup, Hz Yuşa, Hz. Elyasa, Hz. Şuayp gibi birçok peygamber mekanını ziyaret edebilirsiniz.
  26. Saidi Nursi Urfada vefat etmiştir.
  27. Yaz günleri serinlmek için Meyan Kökünden yapılmış Biyan Balını sadece Urfada içebilirsiniz.
  28. Hakiki Mırrayı sadece Urfada içebilirsiniz.
  29. 12 bin yıllık tarihi eserleri içeren bir müzeyi dünyada başka bir yerde bulamazsınız.
  30. Sular altında kalmış bir ilçeyi (Halfeti) tekne turu ile gezebilirsiniz.
  31. Gumruk hanında oturup kaçak çay içebilirsiniz.
  32. Sade yağ kullanılarak yapılan kadayıf ve baklavanın tadına bakabilirsiniz.
  33. Sabah kahvaltısında ciğer kebabı yiyebilirsiniz
  34. Kahvaltıda taze taze tırnaklı ekmeğe pişmiş isotu katık edip Urfa peyniri ile yiyebilirsiniz.
  35. 1300 yıllık tarihi Urfa kalesine çıkıp şehri kuş bakışı görebilirsiniz.
  36. 12 Havari Kilisesini gezin (Fırfırlı Camii)
  37. Sogmatar tarihi kalıntılarını gezebilirsiniz.
  38. Hz. İbrahimin doğduğu mağarada kutsal sudan içebilirsiniz.
  39. Lahmacun diye bildiğiniz Kıymalı ekmeği Urfada yiyebilirsiniz.
  40. El emeği göz nuru nice bakır işlemesi ürününü inceleyip satın alabilirsiniz.
  41. Defalarca kaynatılmış katran karası Mırra’yı doğduğu topraklarda içebilirsiniz.
  42. Harran kubbesi denen hem kolay hem çok lezzetli yemeği her köşe başında her mahallede olan fırınlarda pişirtip yiyebilirsiniz.
  43. Aynı fırınlarda küncülü (susam) ekmek ve lavaş diye bilinen açık ekmekten yiyebilirsiniz.
  44. Şam, Antep fıstığı olarak bilinen fıstığın asıl üretildiği topraklarda yaş fıstık olarak bulup, yiyebilirsiniz.
  45. Kimileri ikinci el bir araba fiyatına satılan kuşları ve kuşçuluk hobisini yerinde görebilirsiniz.
read more

Köpekle uçak seyahati

Tam 4 yıldır yaşadığım Belarustan temelli dönüş yaparak Türkiye’ye geldim.

4 yıl önce giderken tek başıma gitmiş olsam da dönerken üç can olarak döndük.

Taşınmak zor zanaat ama zaten bugüne kadar defalarca taşındım. Ülke değiştirmek daha zor mevzu ama onu da en azından bir kere yaşadım. Gelin görünki evcil hayvan ile hiç seyahat etmediğim gibi yakın zamanda bu tecrübeyi yaşamış tanıdığım da yoktu.

Sosyal medya ve internete danıştığımda ise birbirinden çok farklı bilgilere ulaştım.

Kimileri çok çok sıkı kontrol olduğunu yazarken kimileri de pek fazla ciddiye alınacak bir konu olmadığından dem vuruyorlardı.

Velhasıl okuduklarımızdan ve araştırdıklarımızdan öğrendiklerimizi bir araya getirerek uçmayı planladığımız tarihten 35-40 gün önce başladık hazırlıklara.

Biz bu seyahati  kafamızda 3 aşamaya ayırdık ve hazırlıkları buna göre yaptık.

1. Uçuş öncesi

2. Uçuş günü ve kalkış havaalanı

3. İniş havaalanı.

  1. Uçuş Öncesi

Uçuş öncesi yaptıklarımız şu şekildeydi:

  • Veteriner kontrolü ve uluslararası evcil hayvan pasaportunun hazırlanması

Yaşadığımız ülkenin kurallarına göre bağlı bulunduğumuz bölgesel veteriner kliniğine başvurduk ve onlardan uçuş için gerekli işlemlerin yapılmasını talep ettik.

Öncelikle köpeğimizin tüm aşılarını tamamladılar. Bir de uluslararası standartlara uygun Bayer marka bir çipi köpeğin boyun bölgesine yerleştirdiler.

Bu işlemlerden sonra ise kalkıştan bir gün önce havaalanındaki veteriner hekime sunulmak üzere bir rapor hazırladılar.

  • Uçak rezervasyonu

Rezervasyon çok önemli bir nokta zira her uçak kargoda köpek taşıyabilecek donanımlara sahip değil. Ayrıca bir uçuşta en fazla iki adet evcil hayvan taşınmasına izin veriliyor. Dolayısıyla ne kadar erken rezarvasyon yaparsanız o kadar az sorun yaşama ihtimaliniz oluyor.

  • Kafes alınması ve köpeğin bu kafese alıştırılması.

Köpek uçağın kargo kısmında uçacağı için kendi sağlığı ve güvenliği açısından kafeste gitmesi gerekli. 8 KGın (taşıma aparatı ile birlikte) üzerindeki evcil hayvanlar kabine alınmıyorlar ve sadece kargoda uçabiliyorlar. Bizim köpeğimiz Golden Retriever cinsi olduğu için kendisine içinde rahat edebileceği büyüklükte bir kafes satın aldık.

dog_cage crate73 × 75 × 104 cm ölçülerinde 11 KG ağırlığında bir kafesi uçuşa bir ay kala alıp eve yerleştirdik.

Bu bir ay içerisinde ise öncelikli olarak demonte halde (sadece açık gri kısmı) köpeğimizi kafesin içine girecek şekilde teşvik ettik ve her girişinden sonra ödül maması ile ödüllendirdik.

Bu aşamaya iyice alışınca bu sefer kapıyı monte etmeden aynı işlemleri yaptık. Artık kafesin varlığına iyice alışmıştı.

Son birkaç günde ise kapıyı da monte ettik ve içeriye girdikten sonra kafesi kapattık. İlk başlarda 2-3 dk içerde tuttuk sonra ise bu süreyi uzattık.

Ayrıca bizim son gün aklımıza gelen bir detayı bahsetmekte fayda var. Birçok köpek sahibi köpeklerine hiçbir zaman ağızlık takmıyorlar. Biz de hiç takmamıştık. Son akşam aldığımız ağızlığa köpeğimizi bir türlü alıştıramadık. Havaalanlarına ağızlık takılmadan köpeklerin girmesine genellikle izin vermiyorlar. Bu detayı unutmayın. (Ben ağızlıkla soktum ama sonra havaalanında çok daha hırçınlaştığını ve ağızlığı çıkarmak için debelendiğini görünce çıkarttım. Kimse de bişey demedi :) )

  1. Uçuş günü ve kalkış havaalanı

Uçuş günü veterinerin bilgilendirmesi ile çok az yemek ve su verdik köpeğimize ve mümkün olduğunca tuvalet ihtiyacını görebilecek şekilde gezdirdik.

16515_10155223129930384_3276898351054946878_nHavaalanına gittik ve direkt olarak havaalanındaki veterineri ziyaret ettik ve veteriner yaklaşık 15 dk içerisinde köpekle hiç temas etmeden, kontrol etmeden sadece uzaktan bir bakış atarak evraklarımızı aldı ve uluslararası veteriner sertifikasını hazırladı. Bu ve diğer işlemlerin uzun sürebileceğini düşünerek havaalanına uçuştan 4 saat önce gittik.

Sonra check-in masasına giderek köpeğimizin işlemlerini mümkün olduğunca geç yapmalarını istedik. Böylece Pera bizimle daha fazla dolayısıyla kafeste daha az süre geçirecekti.

Check-in işlemlerinin kapanmasına birkaç dakika kala tekrar kontuara gittik ve önce Pera’yı bagajların tartıldığı yere çıkarttılar ardından da kafesi aynı şekilde tartarak toplam kiloyu öğrendiler. Kafesle beraber 47 KG geldi toplamda. Bu arada en sevdiği oyuncağı olan havlusu ve keserek küçülttüğümüz yatağını da kafesin içine koyduk ki hem rahat olsun hem de etrafında bildiği kokular olsun.

Havayolları kargoda taşınan evcil hayvanlara ekstra bagaj tarifesi üzerinden bilet kesiyorlar. Bizim uçuş parkurumuzda bu ücret KG başına 5 Eruo idi.

Screen Shot 2015-03-10 at 10.39.28Devamında ödeme yapıldı ve Pera’yı kafese koyduk. Sonra bir görevli geldi ve köpeğimizi teslim alıp uçağa götürdü. Bu süreçte bir iki kere bize dökümanlarımızın olup olmadığı soruldu ama kimse ne dökümanları ne de çipi kontrol etmedi.

Birçok yerde bu aşamada köpeğe sakinleştirici ilaç yada damla verildiğini okuduk. Ancak yine birçok kaynakta da bu ilaçların köpeğin nefes almasını engelleyebilecek yan etkileri olabileceğini de okuyunca risk almamak için ilaç vermedik. (Bu konuyu iyice araştırmakta fayda var. Bana kalırsa biz daha kapsamlı bir araştırma yapabilirdik)

Bu arada hem kafesi hem de köpeği gümrük kontrolünden geçirmek gerekliydi. Zira kafes içerisinde kanuna aykırı maddeler taşınabilirdi ama gümrükteki görevli şöyle bir uzaktan baktı ve benim için uçmasında sakınca yok dedi. Sağolsun :)

Sonraki süreçte uçağa bindik ve hem uçuş ekibine hem de pilota kargo kısmında köpeğimizin olduğunu hatırlattık. Her ne kadar haberleri var olsa da biz yine de sağlamcı hareket etmek istedik. Zira kargo kısmının havalandırılmasının çalışır durumda olması gerekli olduğunu öğrenmiştik.

  1. İniş Havaalanı

Uçuş sorunsuz bir şekilde geçti ve iner inmez hızlıca pasaport kontrolünden geçip köpeğimizi teslim alacak yeri öğrenmeye çalıştık.

Atatürk Havalimanında evcil hayvan teslim noktası kayıp bagaj teslim noktası ile aynı yerde. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra bagaj teslimi için ya sağa ya sola devam etmeniz gerekir. Evcil hayvanınızı alacağınız yer için sağa devam etmelisiniz. Sanırım 8 (ya da 9) numaralı bagaj kemerinin olduğu yerde.

Yaklaşık bir 20 dakika bekledik. Geldiğimiz tarihten önceki iki üç gün de hava muhalefeti dolayısıyla inanılmaz bir yoğunluk vardı havalimanında ve bu yoğunluk yüzünden bu kadar beklediğimizi söyledi bize oradaki güvenlik arkadaş.

Sonra elle itilen bir araba üzerinde kafesiyle birlikte kızımız geldi. Hiçbir kimse ne dökümana ne çipe bakmadı. Bu köpek sizin mi diye soran dahi olmadı. Elektrik süpürgesinden deli gibi tırsan köpeğimiz elbetteki uçakta biraz travmatik zamanlar geçirdiği için bizi görünce korkudan, kızgınlıktan ve elbetteki sevinçten baya bir ağladı havaalanında ama eve gelip farklı lezzetleri tadınca ve evdeki herkesten sevgi dokunuşları alınca bir iki günde kendini çok hızlıca toparladı.

Zor bir süreç ama iyi hazırlanınca sorunsuz atlatmanız gayet olası.

Ekstra aklınıza takılan soru olursa lütfen yorumlara yazın, bilgim dahilinde ise seve seve yanıtlarım. :)

 

read more

Belarus

Minsk Bahar

Minskte Bahar

Bahar her şehire ayrı yakışır. Yeniden doğuştur her toprak parçası için.

Hele ki o toprak aylardır kalın bir kar örtüsünün altındaysa ve o örtüyü saran hava kış boyunca eksi yirmili dereceleri gördüyse gelen baharın kıymeti bir başka yakışıyor bu coğrafyaya.

Minsk?e her bahar gelişinde şehrin her bir köşesinde yenilenme çalışmaları başlar. Elektrik direklerinden, kanalizasyon kapaklarına kadar  her yer boyanır. Zaten yeşili ve parkı bol olan şehrin tüm yeşil alanları elden geçirilir.

Hatta devletin belirlediği bir Cumartesi günü fabrikalar, atolyeler, iş yerleri gibi binaların çevresi o binalarda çalışanlar tarafından temizlenir, tamir edilir, boyanır. Bu günün adı ?Subotnik?tir.

Subotnik

Subotnik

Demem o ki bahar gelince Minsk, aylardır caiz tabirle yattığı kış uykusundan sakinlerinin el birliği ile uyanır ve önündeki baharı doya doya yaşamaya hazırlanır.

Şu sıralar hazırlıklar bir önceki senelere göre çok daha belirgin ve çok daha hızlı şekilde ilerliyor. Zira 9 Mayıs?ta Minskte Dünya Buz Hokeyi Şampiyonası düzenlenecek.

hockey_2014_en_mfa

Dunya Buz Hokeyi Sampiyonasi

Belarus 9,5 milyon nüfüslu bir Doğu Avrupa ülkesi. Diğer Avrupa ülkeleri ile karşılaştırınca ekonomik refahının çok yüksek bir ülke olduğunu söylemek pek doğru olmayacaktır.

Hal böyle iken bir dünya şampiyonasına ev sahipliği yapmaya kalkışmak halk arasında pek olumlu tepkiler almasa da benim görüşüm bu tarz bir organizasyonun başarı ile altından kalkmak Belaruslular arasında da dış dünyaya karşı bir gurur sebebi olacağı yönünde.

Belarus tarih boyunca birçok ırk ve millette ev sahipliği yapmış topraklar üzerine kurulu bir ülke. Ülke coğrafyası uçsuz bucaksız bir plato. Engebe çok az ve kar altında olmadığı zamanlarda her yer yemyeşil. Ziyadesiyle göle sahip bir ülke. Hiç denizi olmasa da Deniz Kuvvetleri olan bir orduya sahip.

Tarih içerisinde ev sahipliği yapmış olduğu Litvanyalılar, Ruslar, Polonyalılar, Hırvtlar ile her daim bir egemenlik alışverişi yaşanmış. SSCB?nin yıkılmasından sonra işe Belarus Cumhuriyeti olarak tekrar tarih sahnesinde yerini almış bir ülke burası.

SSCB yıkılsa dahi hala Rusya ile çok yakın ilişkileri devam ediyor. Bir abi kardeş ilişkisi denebilir buna. Arada sırada kimi kızışmalar yaşansa dahi kardeş kardeş hayat devam ediyor.

Her iki ülke arasında sınır kontrolü yok ve Minskten arabanıza atlayıp Moskova yoluna girdikten sonra hiçbir kontrolden geçmeden ve tek bir kere bile saga ya da sola sapmadan 700 kilometre yol yaparsanız eğer varacağınız nokta direkt olarak Kızıl Meydan oluyor.

Bu yol tarifi bile size iki ülke arasındaki ilişkileirn detayını gösterebilir.

Bu arada bahsi geçen yol Moskova?nın ve dolayısıyla Rusya?nın Avrupa?ya bağlanan transit ticaret yolu olduğunu ve Belarusun konum itibari ile hem demir hem kara yolu açısından önemli bir güzergah üzerinde kurulmuş olduğunu belirtmeyi de es geçmeyeyim.

Belarus ve Türkiye arasında yakın zaman öncesinde imzalanan karşılıklı vize protokolüne istinaden vizelerin kalkması bekleniyor. Şahsen direkt olarak TBMM başkanının ağzından duyduğuma göre artık top Belarus meclisinin onayında. Son adım da atıldıktan sonra Belarus ve Türk vatandaşları karşılıklı olarak yapacakları ziyaretlerde vizeden muaf olacaklar.

Haftanın her günü İstanbuldan Minsk?e uçak seferleri var.

Elbette Belarus sadece Minskten ibaret değil.

6 ayrı bölgeden oluşan Belarusta irili ufaklı şehirler bulunmakta. Grodna, Gomel, Vitebsk, Mogilev ve Brest Minsk dışındaki diğer bölgeler.

Brest Kalesi

İkinci en büyük bölge olan Brest?in Türk tarihi için de büyük bir önemi var. Osmanlı İmparatorluğunun tarihinde son toprak kazandığı antlaşma olan Brest Litovsk Barış Antlaşması, İkinc Dünya savaşında büyük bir savunma kahramanlığı göstermiş olan Brest Kalesinde imzalanmış.

Brest Fortress

Brest Fortress

Her ne kadar imzalanan bina Brest Kalesi içerisinde artık ayakta olmasa da Brest Kalesi hala bir tarihi eser olarak

ziyarete açık.

Brest Kalesi savunmasını anlatan ve biraz fazla vatan severlik havası esen ama güzel bir film olan?Brestskaya Krepost?u izlemenizi tavsiye ederim.

Tarih ve Coğrafyanın yanında Belarus mutfağından da bahsetmemiz gerekir.

Her ülkenin olduğu gibi Belarusun da kendine has yemekleri var.

Belarus kuzinesinin en önemli gıdası Patates. Ülke genelinde yetişen en yaygın tarım ürünü patates olması sebebiyle savaş öncesi ve sonrasında patatesin her türlü yemeğini yapmayı gelenek haline getirmişler.

Belarusa gelirseniz kesinlikle Draniki denen en meşhur patates yemeğini tadmayı unutmayın.

Draniki

Draniki

Dranikinin yanında kremaya benzer bir sos olan Smetana da ülke mutfağında birçok yemekte kullanılıyor.

Ayrıca geleneksel bir kahvaltılık olan Kaşadan da bahsetmek lazım. Yine savaş dönemi yokluklarından ülke geleneklerinde yer etmiş bir besin maddesi. Bir tür yulaf aslında.

Elbetteki Belarus mutfağı Türk mutfağı ile yarışamaz lakin yolunuz düştüğünde yukarda bahsettiğim lezzetleri tadabilirsiniz.

Ekonomik olarak pek parlak durumda değil demiştim. Son zamanlarda yaşadığı ekonomik krizler ülkeyi zor durumda tutmakta. Bunun en büyük sebebini ülkenin üretim sektörünün çok kısıtlı olması. Diğer tarafta ise yazılım sektöründe ciddi anlamda yetişmiş bir nüfusa sahip bir ülke burası. Dünyanın birçok köşesine yazılım desteği veren yüksek kaliteli ve göreceli olarak ucuz insan gücü ülkenin geleceği için bence önemli bir kıvılcım.

Özetle Belarus, tarih boyunca birçok ülkeye vatan olmuş topraklara sahip bir ülke. Her iki dünya savaşında da büyük yaralar almış bir halkın otuz yılı aşkın bir süredir belli bir noktaya getirmeye çalıştığı bir Doğu Avrupa ülkesi. Şahsım adına çok derin duygular hissettiğim bir yer.

Gitmesi gereken çok yol, kırması gereken çok kabuk olan eğitim seviyesi çok yüksek ve potansiyel sahibi bir ülke. Çok daha fazlasını hak ediyor ve umarım kısa zamanda hak ettiği seviyelere gelir.

 

 

read more

Gidin ve Gorun

 

235_34549480383_2950_n

Her şehrın, her sokağın, her parça toprağın bir ruhu olduğuna inanirim.

Kimi zaman bu ruh o kadar yoğun olur ki sizi sarıp sarmaladığını hissedersiniz.

Şükürler olsun şu yaşıma kadar hem ülke içinde hem ülke dışında birçok yer gezme şansım oldu.

Ama hiçbirinde Çanakkaledeki ruhu, Çanakkaledeki duyguyu hissetmedim!

Her şeyi bir kenara bırakın, tarihi, savasşı, ecdadı, vatanı, bayrağı! Gidin o ruhu hissedin.

Gidin o duyguyu yaşayın.

Toprağa basmaya utanacaksınız!

Çanakkale’ye gitmediyseniz, Paris’e, Kahire’ye, New York’a, Tokyo’ya, Urfa’ya, Amsterdam’a, Milan’a gitmeyin.

Once Çanakkale’ye gidin!

Aldığınız nefesten utanacaksınız!

Çanakkale’ye gidin ve göz yaşı dökün.

Döktüğünüz yaşlardan utanacaksınız!

 

read more

Biyolojik bomba olarak AAB

Tanıştırayım bir global biyolojik bomba olarak: Kendim.

2013 yılı Mayıs ayı içerisinde 29 yaşındayken, küçüklüğümde geçirmiş olmama rağmen ikinci defa suçiçeği teşhisi kondu bana.

Suçiçeği hastalığının kuluçka süresi 15-21 gün olarak geçiyor literatürde.

Bu teşhis konulmasından 15 gün geriye dönünce mikrobu Minsk’te kaptığım anlaşılıyor.

Mikrobu kaptıktan, teşhis konana kadar yaptığım seyahatler ise şu şekilde:

  1. Minsk – Riga
  2. Riga – Amsterdam
  3. Amsterdam – İstanbul
  4. İstanbul – New York
  5. New York – İstanbul
  6. İstanbul – Minsk

3 Ayrı kıta, 5 ayrı şehir, 6 ayrı uçuş… Benle aynı uçakta olan, aynı anda aynı havaalanında bulunan onbinlerce insan.

İletişim kurduğum, konuştuğum, dokunduğum sayısız kimse.

Farkında olmadan mikrop bulaştırdığım bir o kadar nokta ve insan.

Suçiçeği yerine çok daha öldürücü ve çaresi olmayan bir mikrop taşıdığımı ve bunun dünyaya ne kadar kolay, eksponansiyel şekilde yayılabileceğini düşünür müsünüz lütfen?

Bildiğin küresel biyolojik bombaymışım ben yahu :)

Hasta olduğumu bilsem valla yapmazdım o seyahatleri :)

 

read more

Istanbul’dan Kuzeye: “Minsk”

Martı Dergisi Mayıs sayısında yayımlanan yazımı bir de fikiriscisi.com adresinde paylaşmak istedim.

———————————————–

İlk olarak 2009 Mart?ında gelmiştim bu şehre. Karanlık ve soğuk kelimeleri ile şekillendi ilk intibam. Kalın bir bulut tabakasının içinden geçen uçağımız ineceği piste yaklaşmadan önce, Minsk?i yukardan görmek için çok az zamanım vardı. Gördüğüm manzara gözün alabildiğince dümdüz bir arazi ve üzerine örtülü bembeyaz kardan bir yorgandı.

2009?dan 2011?e kadar beş, altı kere daha, kısa süreliğine Belarus?a gelmeye devam ettim. 2011 Şubat ayında ise; artık uzun soluklu bir şekilde İstanbul?dan kuş uçuşu mesafeyle yaklaşık 1500 km daha kuzeyde bulunan, 10 Milyonluk ülkenin 2 milyonluk başkentine, kariyerimi ve dolayısıyla hayatımı devam ettirmek üzere geldim.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Belarus Cumhuriyeti adı altında egemenliğini ilan etmiş bir ülke burası. Belarus, sadece Türkçemizde değil, birçok diğer dilde de Beyaz Rusya olarak addedilmekte. Şimdiye kadar okuduğum ve öğrendiğim kadarıyla, bu ülkeye neden Beyaz sıfatının uygun görüldüğü sorusuna verilebilen kesin bir cevap yok.

Ancak Slav ülkeleri arasında, ülkelerin pusula üzerindeki ana yönlerine istinaden verilen renklere göre isimlendirildiği bir gelenek var. Benim aklıma en çok yatan açıklama bu açıkçası. Zira Belarus tarihi boyunca Polonya, Rusya, Ukrayna ve Litvanya gibi ülkeler ile egemenlik paylaşmış ve ülkeler kurup, yıkan bir geçmişe sahip. Hırvatlarda, Polonyalılarda, Çek ve Slovaklarda, Sırplarda da buna benzer Kırmızı, Beyaz, Siyah ve Yeşil renklere göre isimlendirilmiş bölge ve ırklara rastlamak mümkün. Ben ülkenin uluslaraarası ismi olan Belarus?u kullanmayı tercih ediyorum.

Belarus, yönetimsel olarak altı ayrı bölgeye ayrılmış durumda. Bu altı bölgenin en gelişmişi, içinde benim de yaşadığım başkent Minsk?i bulunduran Minsk Bölgesi. Başkent; yaklaşık olarak 2 milyon nüfusa sahip, şehir planı açısından dairesel büyüme eğilimi gösteren bir şehir. Şu sıralar kent, merkezin etrafında 3. çemberini inşa etme aşamasında. Sovyetler dönemi Rusyasının eğitim bölgesi olarak konumlandırılmış bu ülkede, eğitim ve okuma yazma oranı gayet üst seviyede. Edindiğim bilgiye göre okuma yazma oranı %99.6. Bunun yanında ortalama eğitim süresi ise 15 yıl.

Tanışıp fikirlerini aldığım yerel insanların yorumlarına göre, eğitim sistemi köhneleşmiş olsa bile her öğrenci, yeteneğine göre (öğrencinin tercihi gözardı edilerek) en az bir spor ve sanat dalında temel eğitim alma durumunda. Bu durumun olumlu yanları olsa da, öğrenci tercihinin gözardı edilmesi sanırım konun köhneleşmiş kısmı oluyor.

Belarus tam bir kara ülkesi. Sahilleri olmayan bu ülkenin ise birçok komuşusu var. Kuzeyde ve doğuda en yakın ilişkide bulunduğu Rusya, yine kuzeyde ve kuzeybatısında sırasıyla Letonya ve Litvanya, batısında tarihi münasebetlerinin fazlasıyla olduğu Polonya ve güneyinde de birçok konuda ortak paylaşımlarının olduğu Ukrayna bulunmakta.

Stratejik olarak Rusya?nın Avrupa?ya açılan kapısı olabilecek bir noktada bulunan Belarus, bu avantajını daha iyi kullanmak için hazırlıklar yapmakta. Demir ve karayolu altyapısını, bir hub olabilmek için sağlamlaştırmak adına, alt yapı geliştirmelerinde bulunuyor. Ekonomik açıdan, ülke sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Türkiye?nin 90’ların sonu 2000’lerin başında geçirdiği evreye çok benzer bir süreçte şu aşamada.

Bunun yanında; tüm kış boyunca çok sert geçen havanın, gelen baharla birlikte güzel yüzünü gösterdiği günler bu günler. Kışın -30 dereceye kadar soğuyan hava ile bembeyaz kar örtüsünün altına saklanan bitki örtüsü, yeşermeye başlamış durumda.

Şehrin tam merkezinde, İstanbul’daki AKM?ye benzeyen ve aynı amaçla kullanılan kocaman bir bina ve önünde yine kocaman bir meydan bulunmakta. İşçiler kışın en sert zamanında, bu meydanın etrafına kardan oluşturdukları yaklaşık yarım metre yüksekliğinde setler çekiyorlar. Çekilen setin içine ise, tankerlerle gece boyunca su basıyorlar. Oluşan devasa havuzun içindeki su, sert kış şartlarında birkaç saat içerisinde buza dönüşüyor. Ve işte karşınızda; şehrin tam göbeğinde devasa bir buz pateni pisti. Havanın soğukluğuna gayet alışık olan gençler, hemen patenlerini alıp kaymaya başlıyorlar. Bu pist, doğal yollarla ortadan kalkana kadar halka hizmet etmeye devam ediyor.

Minsk ve ülkenin diğer birçok şehri birinci ve ikinci dünya savaşı etkilerini fazlasıyla derinden yaşamış. Birinci dünya savaşının sonlarına doğru imzalanan Brest Litovsk antlaşması, Belarus?un Brest şehrinde imzalanmış. Gelecek hafta burayı ziyaret etmeyi düşünüyorum. Tarihi Brest savunması ve bu savunmaya ev sahipliği yapan kaleyi barındıran Brest hakkında belki yakın gelecekte bir yazı kaleme alabilirim.

Bunun yanında; 2. Dünya savaşında Alman ordularının şehrin % 75?ini yakıp yıkması ve merkezde sadece 7 ana binayı ayakta bırakarak -ki bunların çoğu kiliseymiş- geri çekilmeleri sonucu, tüm şehir yeni baştan inşa edilmek zorunda kalmış. Şehrin yeniden inşasında ise, Alman esirlerin kullanıldığı söylenmekte. Benim oturduğum bina da yine Alman esirler tarafından inşa edilmiş.

Ülke ve başkentte, halk arasında genel olarak sakinlik ve barış havası hakim. Halkın güvenlik kaygısı, Türkiye ile karşılaştırınca ciddi anlamda çok alt seviyede. Suç oranı açısından bakıldığında, dünyanın en az suç işlenen başkentleri arasında bulunuyor Minsk. Bu sebeple, insanlar 24 saat boyunca gayet rahat bir biçimde hayatlarını yaşamaya devam edebiliyor. Örnek olarak Moskova ya da Kievle karşılaştırınca, gecenin bir yarısı alt geçitleri gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Sovyet kültüründen gelen alışkanlıkla, şehir merkezinde yeterince büyük sayılabilecek meydanlar var. Meydanlardan birinde, obelisk ve onun önünde ülkenin kuruluşundan bu yana yanmakta olan bir özgürlük ateşi bulunmakta. Kış günlerinde, bu ateşin başında ısınmaya çalışan gençleri görmeniz olası.

Şehrin tam içinden geçen iki nehir ve etraflarına kurulan parklarda, bahar ayları boyunca gece ve gündüz zaman geçiren Minsklileri görmeniz mümkün. Bunun yanında yaz aylarında sabah 04.30 gibi aydınlanan hava; geceleri güneşin gökyüzünü saat 22 ve 22.30 gibi terk etmesiyle, çok uzun gündüzler yaşatmakta. Tüm kışı kalın duvarlar arkasında geçiren halk ise, bu geniş aydınlık zamanı son ana kadar kullanmayı seviyor.

Sonuç itibariyle; toplamda geçirdiğim yaklaşık 4 ay içerisinde, Belarus ve Minsk hakkında edindiğim izlenimlere göre kimi zorlukları olsa da yaşaması özellikle İstanbul ile karşılaştırıldığında hayli kolay. Ziyaret etmek isteyenlere tavsiyem ise; seyahatlerini Mayıs ? Ağustos arası bir döneme denk getirmeleri yönünde olacaktır.

Bu Kuzey ülkesinde aklımda yer eden konuların bir kısmı şimdilik bu şekilde. Gelecek aylarda daha spesifik ve daha detaylı yazılar olacağından şüpheniz olmasın. Bakarsınız Kako Ali ile Zühtü Amca yıl içerisinde burayı da ziyaret ederler :)

 

 

read more

Amsterdam

Geçtiğimiz hafta 4 gün Amsterdam’da  bir günde Brüksel’deydim. Brüksel’e olan ziyaretim gunu birlik oldugu icin hakkında sadece düzenli, modern ve tarihi sıfatlarını kullanabilirim.

Ancak Amsterdam’da dolu dolu dört gün geçirdim ve bu şehri betimlemek için daha çok kelimeye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle belirtmem gerekir ki bilmediğim bir sebepten ötürü Amsterdam’ı sevemedim! Bundan dolayı yazdıklarım az da olsa taraflı olabilir!:)

Haydi bakalım aklımda kalan konuları madde madde sıralayarak 4 günü özetleyeyim.

1. Eğik binalar

2. Bol bol kanal(~150)

3. Kanallar üzerinde çokça köprüler(~1600)

4. Şehir merkezindeki tüm binalar sanat eseri gibi olması

5. On Yuz bin milyon tane bisiklet

6. Bisikletlere özel yollar

7. Bisikletlerin sayısının bir bölü üçünün yarısı kadar coffee shoplar(!)

8. Mantarlar yerine truffllelar

9. Aklınıza gelen herkesin İngilizce bilmesi

10. Bisiklet sebebiyle kalinlasmis alt bedenler

11. Birbirine gecmis yaya, bisiklet, araç ve tramvay yolları.

12. Aklınıza gelecek her türlü derecede cinsel içerik.

13. Türk taksi şoförleri.

14. Müzeler müzeler müzeler!

15. Coffee shop ve bisikletlerin çokluğuna rağmen kanallar etrafında korkulukların olmaması.

16. Çok farklı milletten insanların birlikte yaşaması.

17. İnsanların mutluluk seviyelerinin yüksek olması.

18. Servis sektöründe çalışan insanların inanılmaz yavaşlıkları.

Sizin aklınıza gelen maddeler?

read more
1 2