Author Archives: aab

Nazi arsivinde bir Urfali

Cevrim ici Nazi arşivlerini kurcalarken Urfa kelimesini arama cubuguna yazdim ve karsima Urfa ile alakali ilk kayit olarak AGLIDJAN, KIRIAKOS kaydi cikti.

1910 yilinda Urfa’da dogmus bu hemşehrimiz 20 Kasim 1950 yilinda multecilik basvurusu icin formu doldurdugunda etnik kokenini Ermeni, dinini ise Orthodox olarak isaretlemis. O tarihte bir Alman vatandasi ile evli olup 2 erkek bir kiz cocuk babasiymis.

Son olarak yasadigi sehir Yunanistanin Drama sehri olarak gorunurken Sovyetler Birligi vatandasiymis.

2.Dunya savasinin en yogun yasandigi donemde bir sovyet vatandasi olarak -1942’de- Almanya’da bulunan Kiriakos savasin bitisiyle ise 1945 yilinda Amerikada yasamaya baslamis.

Ne kadar ilginc bir yasam hikayesi. Kim bilir icinde ne hikayeler, dramlar, olaylar saklidir. İki dunya savasini da yasayan, Turkiye, Ermenistan, Yunanistan, Sovyetler, Almanya ve Amerika ile direkt alakali bir hikayenin icinde cok ilginc detaylarin var olmamasi mumkun degildir diye dusunuyorum.

Son bir detay, iltica belgesinde dogum yeri olarak “Urfa, Armenia” yaziyor. Kanımca Ermenilerin 1910li yillarda Dogu Anadoluyu Bati Ermenistan olarak gormelerinden dolayi kayitlara boyle gecirilmistir diye dusunuyorum.

Sadece bu detaylar ustune bile cok ilginc bir hikaye oturtulup bir roman bir senaryo yazilabilir.

 

read more

Para vermeye haziriz

Spotify – Netflix – ???

Yillarca internetin vermis oldugu avantajlari kullanarak lisansiz urun kullanmis nesillere her ay para verdirmeye baslayan iki servisi hepimiz cok iyi biliyoruz.

Internette hemen her turlu filmi, diziyi, belgeseli UCRETSIZ bulma sansimiz varken gene de Netflix uyesiyiz ve her ay gunahi neyse pasa pasa oduyoruz.

Gene ortalik zibille mp3 kayniyor tum albumler ve daha fazlasi Youtube`da ucretsiz duruyorken biz kalkip Spotifya uye oluyor tum ailenin oradan muzik dinlemesi icin de bir de ustune aile paketi aliyoruz.

Ancak benim icin sac ayaginin eksik kalan bir kismi var, o da ekitap tarafi.

Turkiye korsan kitaplardan cok cekti. Hala envai web sitesi var farkli formatlarda korsan ekitap indirebileceginiz.

Ben su anda aylik belli bir miktarda para verip sinirsiz Turkce kitap okuyabilecegimiz bir platformun eksikligini cok hissediyorum.
Uzun bir zamandir yeni aldigim kitaplarin elektronik olmalarina ozen gosteriyorum. Lakin Turkce yayinlarin elektronik versiyonlarini bulmak cok kolay olmuyor.

Ayni zamanda Kindle Unlimited uyesiyim ve ayda belli bir uyelik ucreti odeyerek milyonlarca kitap arasindan istedgimi secip okuyabiliyorum.
Tek sorun Kindle kutuphanesinde Turkce icerigin yok denecek kadar az olmasi.

Amazon`un Turkiye`ye girmis olmasi Turkce icerik sorununu cozer diye umit ediyor(d)um. Kendileriyle iletisime gectigimde yakin zamanda boyle bir planlari omadigini ogrendim. Umarim bir gun Amazon ya da baska bir girisim Turkce eKitap sorununun ustesinden gelir ve biz de bize sunulacak kolayliklar icin seve seve bedelini oderiz.

Son olarak biz Turk insani okumayi sevmiyoruz o sebeple kimse buraya yatirim yapmaz demeyin. Zira siz musterinize kimi avantajlar sunarsaniz okuyacak, okumak icin para verecek cok insan var. Ornek: Dergilik

 

read more

Onsuz olmaz

Zor bir gündü bugün bizim için.

Ülke değiştirme ihtimalimiz vaki olduğundan bu yana kafamızdaki en büyük soru işareti Pera’yı nasıl taşıyacağımız hakkındaydı.

Evrak hazırlıkları, veteriner işemleri, uçak rezervasyonu, havaalanı transferi ve bunlar gibi birçok detayı ince ince düşünmek gerekiyordu.

Sabah 6da İstanbulda başlayan yolculuğumuz saat 16 itibariyle Kievdeki evimizde son buldu. En çok yıpranan ne olup bittiğini anlamayan Pera olurken biz de Natiyle açıkçası zihnen ve duygusal olarak baya yorulduk.

Neyse ki sonu istediğimiz gibi biten bir gün yaşadık ve yeni hayatımıza başlarken en büyük zorluk olan konuyu bertaraf etmiş olduk.

Artık önümüze bakma zamanı…

Daha önce Minskten İstanbul’a gelirken yaşadıklarımızı yazmıştım. Yakın zamanda bu yolculuğunda hikayesini paylaşacağım.

 

 

read more

Rastlantının bu kadarı!

Sene 2011. Turkiyeden ayrılıp Belarusa yerleşmenin arifesindeydim.

Adet olduğu üzere farklı cephelerde veda organizasyonları düzenliyorlardı sevdiklerim.

Sonra bir gün dost İlker yazdı; Ayhan biz bize bir veda düzenleyelim çekirdek ekip olarak. Ne yapalım istersin?

Dedim ki; Keşke bir Şevval Sam konseri olsa da hep beraber gidip dinleyip, izleyip eğlensek.

İlker sağolsun hemen araştırdı, soruşturdu ancak bir konser bulamadı ne yazık ki. Ve biz de daimi olarak gittiğimiz bir restorana gidip muhabbet etmeye karar verdik.

Lafı uzatmayayım, İlker rezervasyon için aradığında bahsi geçen mekanın özel bir etkinlik için sadece davetlilere açık olduğu ortaya çıktı ancak biz düzenli gidip geldiğimiz için arka odada ağırlayabileceklerini söylediler. Mekan Cihangirde eski bir evden bozma bir restoran olması sebebiyle etkinlik denizi gören salonda yapılacak biz de arka odada muhabbetimize bakacaktık.

Neyse, biz erkenden gittik ve yerleştik bize ayırdlıkları ufak masaya keyfimiz yerinde oturuyoruz. Derken kapıdan Güneri Civaoğlu girdi ve salona yöneldi. Garsona soruverdik o anda programın ne olduğunu. Garson da içerde özel bir davet var o yüzden sizi buraya aldık diye açıklamayı yineledi.

Biz muhabbete devam ederken kapıdan önce bir kanuni üstadı ve hemen arkasından Şevval Sam giriverdi mekana. Bizim masada bir şakınlık tabi, gökte ararken yerde bulmuşuz Şevval Sam’ı. Hemen ardından ikisi de bizim bulunduğumuz odaya yöneldiler ve Şeval hanım bize dönüp, akşam içerde programı olduğunu ve bizi rahatsız etmeyecekse (!) bulunduğumuz odada prova yapıp yapamayacağını sordu.

Biz ne cevap verdik anımsamıyorum çünkü o esnada ben kendimde değildim sanırım. Yaklaşık 1 saat boyunca, belki daha fazla zira zaman mefhumunu kaybetmiştim Şevval Sam’ı kapıda görünce provayı ufacık odada bizimle birlikte yaptılar müzisyen arkadaşı ile birlikte. Ağzım kulaklarımda pür dikkat izlemiştim hanımefendiyi. Harika bir veda organizasyonu oluvermişti gecemiz bir anda sihirli bir şekilde.

İnanılmaz bir rastlantı mı dersiniz yoksa kaderin bir lütfu mu ama ne kadar uğraşsak ve imkanları zorlasak yapamayacağımız bir organizasyonun arka bahçesine düşmüştük.

Anlatılsa inanılmayacak bir şans bence. Neyse ki ispatımız var o geceden. İşte bu fotoğraf o gecenin anısından elimize kalan tek delil :)

En güzel bir gece ne güzel bir veda…

 

read more

Sosyal medya

Çok uzun zaman oldu bloglarımda son postumu yazdığım günden bu yana. Hatta ve hatta blog adresimi dahi değiştirdim bu süreçte. fikiriscisi.com artık yeni yaşamına birlik.org adresinde devam edecek.

Son zamanları ise sosyal medyayı hayatımdan çıkartmış olmanın hem iyi hem de olumsuz yanlarını gözlemleyerek geçiriyorum. İyi yanı şu ki, lüzumsuz geçirdiğim ekran zamanını minimize etmiş oldum. Olumsuz yanı ise sosyal çevremden faydalı olabilecek güncellemeleri alamaz oldum.

Bu sebeple önce instagram hesabımı yeniden aktive ettim. Çok fazla lüzumsuz hesap takip ettiğimi fark ettim. Saçma sapan video ve fotograf yayınlayan tüm hesapların takibini bıraktım. Aynı zamanda hayat kesitlerinin ilgimi çekmediği uzak tanıdık kimseleri de temizledim. Dolayısıyla timelineda rafine birkaç hesap kaldı ve onların postlarını takip etmek de günde en fazla 3-4 dk gibi bir süre alır duruma geldi. Dolayısıyla bu süreci gerçekten kendi lehime olacak şekilde optimize ettim. Zaman içerisinde düzenli olarak temizliğe devam edeceğim.

Bu sabah uyandığımda Amerika kıtasındaki palyaçonun savaş çığırtkanlığı yaptığını ve Suriye’ye saldırdığını görünce direkt olarak aklıma twitter geldi. Kapattığım hesabımı aktive etmeye çalışırken hesabımı artık geri alamayacağım bilgisi ile karşılaştım ki bu benim için gerçekten bir şok oldu. Zira ben twittera her daim hayat ve fikir yolumun ayak izleri gibi bakıyordum. Geri dönüp 3-4 yıl önce yazdığım twitleri okuyunca düşünce tarzımın değişimini gözlemleyebildiğim bir günlüktü aslında. Diğer açıdan bakınca da oraya yazarak boşalttığım içimi artık kendi blog sayfama dökemez olmuştum. Yani micro blog sitesi aslında asıl blok sitemi kanibialize ediyordu.

Dolayısıyla günlüklerini kaybetmiş bir seyyah gibi hissediyorum şu anda. O hesabı geri alamazsam yeni bir hesap açacağım. Ancak yeni hesapta sadece takip yapacağım ve bu takip yine çok rafine bir liste üzerinden olacak. Ve belki de sadece bu sitedeki postları paylaşacağım.

Facebook’a ise artık hiç geri dönmeyi istemiyorum. Özellikle en son çıkan kişisel bilgilerin paylaşılması skandalı sonrası buna iyice karar verdim. Ancak zaman ne gösterir bilmiyorum.

Özetle, sosyal medya orucu ve devamında dieti bence çok faydalı oldu ve iyi ki yapmışım. Benzer disiplini devam ettirmem gerekli.

read more

Kıyma bu cana

İlk doğdukları andan son nefeslerini verene kadar masum kalabiliyorlar.

Biz insan oğlundan çok daha temiz ruhlu canlılar bu köpekler.

Kızsan da, kızdırsan da, üzüp ihmal etsen de seni gördüğünde sallanıyor kuyrukları.

Ormana terk edip gitsen bile seni yıllar sonra görünce aşklarından deliye dönüyorlar.

Sabah uyku mahmurluğunu, akşam iş yorgunluğunu bir çırpıda unutturuveriyorlar.

Sonra sen kalkıp sokağa atıp terk edip ihanet ediyorsun bu cana.

Hayata tututunduğu tek dal olan seni kesip atıyorsun ve bir anda metrelerce yüksekten yere çakılıyor bu melek gibi can.

Etme, yaradan aşkına yapma. Bakamayacaksan, terk edeceksen ümit verme bu masuma. Çok kırılır çok üzülür çok yıpranır.

Ama yine sever hep sever seni.

Kırma seni seveni, kıracaksan uzaktan sev. Yaradan aşkına!

 

read more

Utanıyorum

En kıytırık bir sorunda bile demoralize olup hayata lanet okuduğum için.
Her sabah yataktan kalkarken offflayıp puffladığım için.
Metroda, alışveriş merkezinde yürüyen merdivelerde pineklediğim için.
500 metre mesafeye arabayla gittiğim için.
Tırnağım kırılsa dünya yıkılmışcasına canım tatlı olduğu için.
Her zorlukta pes edip mücadele etmediğim için.
İlk engelde “ben yapamam zaten” dediğim için.
Bir tosun kadar kuvvetli iken gün boyu göt-göbek büyüttüğüm için.
Kendime inanmadığım için
Hayal kurmadığım için.
Hayal kursamta peşinden koşmadığım için.

Vatani görevini yaparken, mayına kurban verdiği bacağı yerine kol değenekleri üzerinde gerilip sağlam ayağı ile ülkemize kupayı getiren golü giydiği anlı şanlı, al yıldızlı formanın içinde atan Osman kaptanın cesareti bende olmadığı için utanıyorum.

Hem gururumdan, hem mutluluktan hem de utancımdan ağladım bu gece.

Akıttığınız her damla ter, döktüğünüz her göz yaşı o Milli formanın gördüğü en şanlı en kutsal damlalar, terlerdir.

Helal olsun hepinize!

read more

Cocuk

iki erkek çocuğu oynuyorlar bir bahçede. ikisinin toplam yaşı on etmez.

birbirlerini görüyorlar bir anda. biri digerinin toprakta kazdığı çukura cok ilgi duyduysa demek ki elindeki dal parcasini parmaklarının arasindan usulca serbest bırakıyor ve gozleri ile bir çukura bir akranına baka baka yaklaşıyor diğer çocuğa doğru.

cukura iyice yaklaşarak ve  sadece belinden bükülerek eğiliyor merakla yerdeki delige doğru düştü düşecekken neredeyse. tekrar dogrulurken sendeliyor ve bir iki adim ileri geri atmak zorunda kaliyor dengesini yeniden saglayabilmek için.

adeta kivilcimlar cakiyor gozlerinde mutluluktan ve sanki bir hazine bulmuscasina o kucucuk cukurda cok keyifli bir sekilde soruyor:

”arkadas olalim mi?”

diger cocuk ayni heyecanla zipliyor ve evet diye bağırıyor.

basliyorlar birlikte oynamaya kardeşçe ve mutlu şekilde.

ne kadar kolay cocukken arkadas edinmek, plansizca, umarsizca ve korkmadan.

read more

Korkak!

Doğduğum topraklardan on binlerce kilometre uzaktayım. Önce peder gitti sonra son günlerinde yanında olamadığım anam.

Ah o kaza olmasaydı ellerimle çıkartmasaydım yavrumun cansız bedenini toprak altından şimdi daha farklı bir yaşamımız olacaktı. Bir gözü kapalı, teni hala sıcaktı kucağıma alıp bağrıma bastığımda.

Bu olay sonrası kaybettim kendimi, hayat arkadaşımı bir başına bırakıp dağ tepe dolandım aylarca. Kar yağdı ağaç kovuğuna sığındım, susuz kaldım nehirlere attım kendimi boğulma ümidiyle.

Yürüdüm yürüdüm yürüdüm…

Dilendim, çaldım, dövüştüm, yaralandım, öldürdüm…

Sona yaklaşıyorum artık, bir nefes huzur için neler vermezdim.

Ne kadar güzeldi hayat, mutluyduk. Demek önce cenneti sonra cehennemi gösterdi bu dünyada.

Yapacak bir şey kalmadı artık.

Evime döndüm o kadar pejmürdelikten ve yüreğimi taşa kestikten sonra dönmeyi göze alabildim. Yuvam kocaman ağaçların olduğu bir ormanın girişinde, ufak bir gölün kenarındaydı ben bir gece ansızın tüm yüklerimden kaçana kadar.

Vardım sonunda kaçışımın başladığı noktaya hala aynı yerdeydi yığma taş villa ama artık ev değil bir viraneydi.

Ağaca bağlı tasmayı aldım elime. Belli ki son defa köpeğimin boynunda olduğu zamanın üzerinden çok gün geçmiş paslanmış, yapraklar altında kalmıştı.

Viranenin camları kırık, kapıları kilitli, bahçesinde Rusça, Türkçe, İngilizce yazılmış “Dikkat Köpek Var” tabelasının boyası akmıştı.

Biliyordum eve girersem bir daha çıkamayacağım. Giremedim zaten, yoktu o cesaret bende. Olsaydı cesaretim bırakıp gider miydim sevdiceğimi?

Kim bilir nerede şimdi? Bensiz ne yaptı? Ne kadar bekledi beni? Ne kadar korktu ve ağladı?

Bu sorulara cevap veremiyorum.  Sorular ürkütüyor beni. O’nu bulmayı ve görmeyi o kadar çok istiyorum ki göz yaşlarım durdurulamaz şekilde düşüyor kurumuş toprağa. İntihar etmeyi düşünüyorum, ona da cesaret edemiyorum.

Daha önce yaptığım gibi, korkakça kaçıyorum.

Kaçıyorum tekrar, arkama dahi bakmadan kaçıyorum. Bir bilinmezliğe gidiyorum. Ölümü bekliyorum ama ölünce onların yüzüne nasıl bakacağım bilmiyorum.

Kaçıyorum!

read more

Gezip gordugum yerler

Bu yazı kendi kayıtlarım için tuttugum bir listeyi içermektedir:

Mümkün olduğunda kronolojik olmaya özen göstererek aşağıdaki liste bugüne kadar ziyaret ettiğim ülke ve şehirleri göstermektedir.

  1. Belarus – Minsk, Brest, Grodno, Borisov
  2. Ukrayna – Kiev
  3. İspanya – Barselona
  4. Hollanda – Amsterdam
  5. Belçika – Brüksel
  6. Rusya – Moskova – St. Petersburg
  7. İngiltere – Londra
  8. UAE – Dubai, Abu Dhabi
  9. ABD – New York, Miami
  10. Moldova – Kishinev
  11. Uzbekistan – Taşkent
  12. Kazakhistan – Almaty
  13. Azerbaycan – Baku
  14. Gurcistan  – Tiflis
  15. Macaristan – Budapest
  16. Bulgaristan – Sofya-Plovdiv-Razgrad-Varna
  17. Fransa – Paris
  18. Hırvatistan – Zagreb
  19. Ukrayna – Lviv
read more
1 2 3 31