Istanbuldaki Rus Etkileri

– Ben şu laleleri çok seviyorum Alicim.

– Evet, Zühtü Amca ama çok para harcıyorlar bu çiçeklere.

– Harcayacaklar tabii ki evladım. Şu dert küpüne çevirdikleri İstanbulda yaşayan bizlere, yılda birkaç hafta güzel şeyler sunmuşlar çok mu?

– Sen de haklısın valla Zühtü Amca.
Gerçi, ülkemizin sembolu diye kullandığımız çiçeği her ne kadar bizden oralara götürülmüş olsa da, tüm dünya Hollanda’nın diye biliyor.

– Evet, evet. Aynen öyle evladım. Zamanında sahip çıkamamışız. Ama bu tarz değerler; kültürel konular, örfler, adetler sınırları tanımlazlar. Halklar arasında her daim değiş tokuş edilirler. Zaman içinde her iki tarafta sahiplenirken, kimi zaman da kaynak halkta kaybolurlarken yeni sahiplenen halkta nesillerce devam ederler.

– Lalelerden başka konularda da var mı Zühtü Amca bildiğin?

– Benim bilip bilmemem bahis mevzu değil ki, binlerce yıldır hem bugünkü Türkiye’de hem de ceddimizin zamanında fethettiği topraklarda nice halklarla iç içe, komşu komşuya yaşadık evlat. Elbette nice örf, adet, kelime, vs onlardan bize, bizlerden onlara geçmiştir.

Mesela, benim gençliğimde gitmeyi çok istediğim ama cepken delikliğinden, cebimizde para olmadığı dönemlerde Beyoğlu’nda Rejans diye bir Rus Restoranı vardı. O restoranın her işine koşturan Valentina diye yaşlıca bir hanım vardı.

Her ne kadar aksanlı olsa da, İstanbul’da geçirdiği onca seneden sonra güzel Türkçe konuşurdu. İki dünya savaşı geçirmiş bu hanım, bize İstanbul’a Ruslarla birlikte taşınan birçok farklı şeyden bahsederdi.

– Ruslarla birlikte niye taşınmışlar ki? Daha doğrusu Ruslar İstanbul’a neden taşınmışlar?

– Evladım, 20. yüzyılın başında Rusyada bir devrim oldu. Adı Bolşevik Devrimi’dir. Bu devrimde yıllardır zor şartlarda yaşayan işçi sınıfı kendi ordusunu kurarak, ‘ki adı Kırmızı Ordudur’, Çarın ordusu olan Beyaz Ordu’ya baş kaldırmıştır.

Önceleri hiç ihtimal verilmese de, Kırmızı Ordu Beyaz Orduyu alt eder ve hem Beyaz Ordu hem de Çar taraftarı olan birçok asilzade ve ordu mensubu Rusya’yı gemilerle terk ederek İstanbul’a sığınırlar. Hatta Mütteffik kuvvetlerce Gelibolu’ya yerleştirilen yaklaşık iki yüzbin kişilik Beyaz Ordu, Anadolu’ya geçirilerek Mustafa Kemal’e karşı savaştırılmak istenir ama değişik etkenlerden dolayı bu kurguyu organize edemez müttefikler.

Velhasıl Valentina da Bolşevik Devrimi’nden kaçarak İstanbul’a gelen bir Albay kızıymış.

– Çok gelen olmuş mu İstanbula o dönemde?

– Bildiğim kadarı ile yüzbinler mertebesindeymiş. Gelen gemiler Moda veya Tuzla açıklarında karantinada bekletilirmiş. Açlık ve hastalıktan kıvranan yolculara gece yanaşan kayıklarla fahiş fiyata ekmek ve erzak satılırmış.

Şöyle düşününce Valentina’nın anlattıklarını; mesela Florya Plajı’nın adı Beyaz Ruslar tarafından konmuş ya da dünyaca ünlü Vodka markası Smirnoff yıllarca İstanbul’da üretim yapmış. Dur bakalım başka ne vardı… Hah, ilk Tango Pera Palas’ta yine Beyaz Ruslar tarafından oynanmış. İstanbul gece hayatı o dönemlerde hiç olmadığı kadar şenlenmiş çünkü Rusyada’n gelen kimi fırsatçı Ruslar kendi restoranları ve eğlence mekanlarını açmışlar.

– Daha başka neler anlattı Valentina, Zühtü Amca?

– Dur Kakocum. Bu konular uzun sürer ben sana daha sonra bahsettiğim bütün konuların detaylarını anlatırım, olur mu?

– Peki Zühtü Amca sen nasıl istersen.

– Hadi gel şöyle yürümeye devam edelim.

– …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *