güneş tepede tüm sıcaklığını hissettiriyor..

ama  tepede olan tek şey güneş değil. koca ihtiyarın evi de aynı güneşin ısıttığı güney sahillerinden birinin sırtını yasladığı tepelerden birinde.

kiremit rengine boyanmış ahşap bir kulübe burası.. çatısı ise mavi.. hani vardır ya sahil kasabalarında artık denizin içinde çürümeye yüz tutmuş kayıkların mavisinden? deniz mavisi belki de..

kapısı ise pembe bu kocanın kulübesinin..

evi ne kadar renkliyse de dışardan bakınca bu ihtiyar pek bi aksi görünür.. iki metreye yaklaşan boyu uzamış sakalları ile nerden baksan yüz yirmi, yüz otuz kiloluk bir adam bu..

çalışmıyor, bir iş yaptığı yok.. çoluk yok çocuk yok... bahçesinde yavruyken eve aldığı zergan adında bi köpek var sadece.. arada maziye dalınca anlattıklarından bildiğimiz kadarı ile ne var ne yoksa satıp savmış benden bu kadar demiş ve dolana dolana buralara kadar gelip yerleşmiş..

sabah erken kalkıp, kasabanın tüm sokaklarını arkasında köpeklerle geze geze tepeden sahile iner bu koca.. sonra yüzecekse yüzer yok okuyacaksa okur. keyfi bitince de yine aynı istikametten sokakları geze geze tepedeki kulübeye tırmanır..

nadiren bir gölge sokak bulup orada esnafla gelen geçenle muhabbet eder, zaman öldürür?

bahçesindeki salıncağın yanında ufak bir havuz vardır.. o havuzdan akan suyla birlikte her gün saatlerce kitap okur.. kitap okumadığı zamanlarda ise yazar bu koca ihtiyar.. ama okuyup yazmıyorsa elinde ya çekiç ya testere ya makas bi alet vardır.. illa orayı burayı keser, biçer, yontar?

arada misafirleri gelir.. sanırım eski dostlarıdır bu gelenler.. ama koca onlara hep eskimeyen dostlarım der.. gelen misafiri her zaman baş üstüne kabul eder.. misafirlerle o renkli ev sanki daha bir renklenir sanki daha bir şenlenir?

tepeye doğru yollandığınız her zaman kulağınıza farklı bir şarkı çalınma ihtimali vardır.. kocanın kulübesinden gelir bu şarkılar.. ve neredeyse günün yirmi dört saati bir tıngırtı duyabilirsiniz o rengarenk kulübeden.

akşamları güneş artık günlük işini bitrip paydos etmeye hazırlanırken koca yine iner aşağı.. kadim bir dostunun yanına gider.. sahilde kendi halinde ufak bir restoran olan topik restorana girer.. o gün ne yemek çıktıysa yer, 2 kadeh rakısını içer orada.. gece ve ertesi gün rakısına altlık edeceği mezeleri alır eve gitmeden...

topikte muhabbet bir başkadır, bir başka muhabbet vardır topikte.. arada bu muhabbete kasabalı da katılır.. mevzu nereden olursa olsun sonu güzellikle, tebessümle kapatılır.. çünkü mekan eşsiz, yemekler lezzetli, insanlar güzeldir.

gece artık eve gitme vakti gelince zergan peydahlanır ortalıkta.. kocayı almadan gitmez eve. artık koca eve gitmek isteyince mi zergan gelir yoksa zergan gelince mi koca eve yollanma vakti geldiğini fark eder orası meçhul..

mekandan çıkarken hep söylediği bir söz vardır kocanın her seferinde aynı şekilde derinden gülerek hem de.. bildiğim bir şey var.. ruh bedeni bu yokuşta terk edecek.. ama inerken mi çıkarken mi onu kestiremiyorum??

    Comments

    1. Bu sabah aklıma düştü bu yazı… Özlemişim çok, okudum, doyamadım sonra tekrar tekrar okudum cümleleri özümseyerek…

      Ne kadar enteresan bugün de 22.02.2013, koskoca dört sene geçmiş bu yazının üstüne… ilk gönderdiğin gün aklımda hala.